MANŞET HABERLER
Göreve Hazırlama Projesindeki Düzenlemeler İle İlgili Başvurumuza Cevap Geldi PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Çarşamba, 04 Mayıs 2016 08:40


Sendikamız Türk İmar-Sen tarafından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bir başvuru yapılarak Göreve hazırlama projesinde yer alan “ Daha önce rotasyon, uzun süre görev yapma gibi nedenlerle görev yaptığı birimden alınan personelin yeniden aynı birime atama talebinin işleme konulmayacak olması ile ilgili düzenlemenin değiştirilmesini talep edilmişti.

Sendikamızın yaptığı başvuruda rotasyon ve uzun süre görev yapma gibi nedenlerle aynı birime tekrar atanmanın engellenmesinin yasal bir dayanağı olmadığına dikkat çekilmiş ve Söz konusu düzenlemenin tekrar gözden geçirilerek herhangi bir kısıtlama olmaksızın tayin taleplerinin değerlendirilmesi istenmişti.

Genel Müdürlük söz konusu talebimize verdiği cevapta Devlet memurları atama yönetmeliğinde aynı yere tekrar atanmayı engelleyen düzenlemenin Danıştay tarafından durdurulduğu belirtilmiş ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Personeli Atama ve Yer Değiştirme Esaslarına İlişkin Yönetmelik güncelleme çalışmalarının devam ettiği belirtildi. Daha önce rotasyona uğrayan personelin tekrar aynı yere atanma taleplerinin karşılanmamasında Devlet Personel Başkanlığının yazısı  üzerine hareket edildiği belirtildi. 


 
Personel Eksikliği Başvurumuza Genel Müdürlükten Cevap PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Çarşamba, 04 Mayıs 2016 07:46

 


Sendikamız tarafından Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne bir başvuru yaparak personel eksikliğinin giderilmesi ve günlük işlem sayısını sınırlandırılmasını istemiştik.

Başvuruda Tapu Müdürlüklerinde ciddi personel eksikliği olduğu belirtilerek personelin yoğun iş yükü nedeniyle psikolojik olarak yıprandığına dikkat çekmiş, Yoğun mesailer nedeniyle aile düzenlerinin bile bozulduğuna vurgu yapmıştık.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü başvurumuza verdiği yanıtta sözleşmeli personel atamaları ile imkanlar ölçüsünde bu eksikliğini giderilmeye çalışacağını belirtti. Genel Müdürlük personel eksikliği nedeniyle yaşanan sorunlar ve bu sorunlarla ilgili çözüm önerilerinin personel politikalarının belirlenmesi sürecinde değerlendirileceğini kaydetti.


 
Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Salı, 03 Mayıs 2016 12:48


Bu gece, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V) insanlık adına Âlemlerin Rabbiyle buluştuğu ve insanlığın kurtuluşu için çeşitli müjdelerle geri döndüğü Miraç Kandili. 
Tüm İslam âleminin Miraç Kandilini kutlar, tüm insanlığa hayırlar getirmesini yüce Allah'tan niyaz ederiz.

 

 
1 MAYIS’TA, KIZILAY’DA ŞEHİTLERİMİZİ ANDIK PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Pazar, 01 Mayıs 2016 00:00

Türkiye Kamu-Sen olarak, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde, şehitlerimizi ve teröre kurban verdiğimiz vatandaşlarımızı, Kızılay meydanında, 34 vatandaşımızın haince katledildiği otobüs durağında dualar ve karanfillerle andık.

Patlamanın olduğu otobüs durağına karanfiller bırakan Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Yönetim Kurulu Üyelerimiz ve konfederasyon heyetimiz ardından edilen dualarla bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle andı.

Duaların ardından bir açıklama yapan Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, terörü bir kez daha lanetlerken, çalışma hayatında yaşanan sorunları da gündeme getirdi.

KONCUK: ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYOR, MİLLETİMİZE BAŞ SAĞLIĞI DİLİYORUZ

Terörle mücadelenin yalnızca teröristi yok etmek bağlamında değil terör örgütlerinin insan kaynaklarını da kurutmak amacıyla yeni yaklaşımlar çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini ifade eden Genel Başkan İsmail Koncuk, “Dünyanın her yerinde terör örgütlerine en yüksek katılım yoksulluğun yüksek, gelir dağılımının bozuk, adaletsizliğin yaygın olduğu yerlerden olmaktadır” dedi.

Genel Başkan İsmail Koncuk açıklamasında;

Hak aramanın kutsal olduğuna inanan, ülkemizde hakkı ve adaleti hâkim kılmak için mücadele veren bir sivil toplum örgütüyüz. Hiç kuşkusuz ki, bir insanın yaşama hakkından daha değerli ve daha önemli bir hak da yoktur. Ne yazık ki, terör; asker, sivil, çocuk, kadın, erkek, Türk, Kürt demeden hepimizin yaşama hakkına tecavüz etmekte, içindeki kini ve öfkeyi mayınlarla, tuzaklarla, canlı bombalarla, kahbece planladığı eylemlerle dışa vurmakta; nice ocakları söndürmekte, nice canları yakmaktadır.

Millet olmak, acıyı da, sevinci de, coşkuyu da, matemi de paylaşmak ve her birimizin derdiyle dertlenmekten başka bir şey değildir. Sendikacılığın yolu da bir tek çalışanın derdi için, topluca mücadele etmekten geçer. 

Bugün 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü… Bugün çalışanlarımızın karşı karşıya bulunduğu tehditleri dile getirmek, sorunlara çözüm yolları sunmak ve emeğin, dayanışmanın, birlikteliğin gücünü kavramak adına son derece önemli bir gün. Ama anaların, babaların yüreklerine ateş düştüğü, bizlerin de her şehit haberiyle yasa boğulduğumuz bugünlerde bu Bayramı davulla, zurnayla kutlayacak da değiliz. Evlâtlarımızın yaşama hakları eli kanlı terör örgütlerince gasp edilirken, 1 Mayıs’ı bayram tadında kutlamamızın imkânı da yok.

Biz hak mücadelesi verirken; hepimizin kardeşçe bu topraklarda yaşama hakkını kullanabilmesi uğruna canlarını feda eden güvenlik görevlilerimizi, akşam işinden, okulundan, dershanesinden çıkıp evine giderken kahpe bir tuzakla hayatını kaybeden sivil vatandaşlarımızı unutmamız mümkün değil. Bu nedenle, kahraman şehitlerimize olan minnetimizi ifade etmek ve teröre kurban verdiğimiz vatandaşlarımızı anmak adına, burada 34 vatandaşımızın canına mal olan terör saldırısının gerçekleştiği noktada, 1 Mayıs açıklamamızı gerçekleştiriyoruz. Bu vesile ile terörü, teröristi ve onların gizli-açık destekçilerini bir kez daha lanetliyor, terör saldırılarında hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza ve şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize de baş sağlığı diliyoruz.       

Elbette şu anda milletimizin ve devletimizin başına bela edilmiş olan bir terör sorunu ile karşı karşıyayız ancak küresel güçlerin piyonu haline gelerek askerimizi, polisimizi ve hatta sivil vatandaşlarımızı dahi şehit eden eli kanlı canilerin büyük çoğunluğunun da bu ülke topraklarından çıktığını unutmamak gerekmektedir. Dolayısıyla önceliğimiz teröristleri yok etmek kadar terör örgütlerinin insan kaynağını da kurutmak olmalıdır. Terör örgütlerine en fazla katılım, gelir düzeyinin en düşük, gelir adaletsizliğinin en yüksek olduğu, hukukun işlemediği ülkelerden olmaktadır. Bu bakımdan adil bir gelir dağılımı sağlamak, nimeti ve külfeti vatandaşlar arasında eşit olarak dağıtmak ve hukukun üstünlüğü ilkesini hayata geçirmek, toplumsal bütünlüğümüzün korunması, millet olma bilincimizin pekiştirilmesi ve devletimize olan güvenin artması adına son derece önemlidir” dedi.

KONCUK: İNSAN ONURUNA YARAŞIR BİR ÇALIŞMA HAYATI İSTİYORUZ

“Bugün, güvencesiz ve kuralsız çalışmanın yaygınlaştığı, yoksulluğun insanların kaderi olarak sunulduğu, çaresizliğin ve biat kültürünün pompalandığı bir dönemi yaşamaktayız” diyen Genel Başkan İsmail Koncuk, “Yalnızca kendi haklarımız, kendi geleceğimiz için değil, çocuklarımızın hakları, çocuklarımızın geleceği için de mücadele etmek zorundayız” dedi. Koncuk, “Bizler bu ülkenin kamu çalışanları, işçileri, işsizleri, emeklileri, yoksulları, kadınları, gençleri için mücadele yürütüyoruz. Türk milleti olarak barış içinde, özgürce yaşamak için, demokrasi için, ekmek için, daha güzel bir dünyada, baskısız, insan onuruna yaraşır bir hayat için mücadele yürütüyoruz. En temel insani ve demokratik haklarımız, sosyal adalet ve eşitlik için mücadele yürütüyoruz.  

Yıllardır her 1 Mayıs’ı Taksim tartışmaları içinde, biber gazı eşliğinde kutluyoruz. Artık çalışan sorunlarının biber gazında boğulmasını istemiyoruz. Emek, dayanışma, alın terinin ön plana çıktığı, çalışanların iş güvencesi, taşeronlaşma, sendikalaşma, ücret sorunlarının gündeme geldiği 1 Mayıslar istiyoruz. Bugün burada işçi, memur, emekli, işsiz her kesimden emekçimizin insan onuruna yaraşır bir yaşam talebini bir kez daha güçlü bir şekilde dile getiriyoruz.  

Bugün, güvencesiz ve kuralsız çalışmanın yaygınlaştığı, yoksulluğun insanların kaderi olarak sunulduğu, çaresizliğin ve biat kültürünün pompalandığı bir dönemi yaşamaktayız. Çalışanların yarısı kayıt dışında, sosyal güvenceden, emeklilik hakkından mahrum bir şekilde çalışıyor. Çalışanlarımızın kıdem tazminatına göz dikiliyor, asgari ücret bölgeselleştirilmek, esnek ve kuralsız çalışma biçimleri yaygınlaştırılmak isteniyor.

2002 yılında kamuda 20 bin dolayında olan taşeron işçisi, 720 bine ulaştı. Devlet memuru kavramını kaldıracaklarını gözümüzün içine baka baka söylüyorlar: “ İşçi ile memur arasındaki farkı kaldıracağız, devlet memurlarını da iş güvencesiz çalıştıracağız, gerektiği zaman kıdem tazminatını vereceğiz ve kapının önüne koyacağız” diyorlar. Çocuklarımızın geleceğini çalmak, onları köleleştirmek isteyen, açlıkla, işsizlikle tehdit eden ve en olumsuz çalışma şartlarını dayatan bir anlayış söz konusu… Genç işsizlikte, işsizlikte, enflasyonda OECD ülkeleri içinde en ön sıralardayız. Her evde en az bir işsiz evladımız var.

Biz yalnızca kendi haklarımız, kendi geleceğimiz için değil, çocuklarımızın hakları, çocuklarımızın geleceği için de mücadele etmek zorundayız. Sendikasızlaştırma yaygınlaşıyor, sendikal örgütlenmenin önüne engeller çıkarılıyor. Kamuda bizden olan olmayan ayrımı çalışma barışını bozuyor. Hâlâ ülkemizde 4/C gibi insanlık dışı bir istihdam türü mevcut ve bunların sayısı da giderek artıyor. Toplu sözleşmede karar altına alınan konular bile hayata geçirilmiyor, gereği yapılmıyor.

Devletinin verdiği görevle, milletine hizmet eden kamu çalışanlarının yaşadığı sıkıntılar, her geçen gün katlanarak artmaktadır. Sorunlar çözüleceği yerde, her geçen gün yenileri eklenmektedir. Kamu görevlilerimizin haklarında aldıkları olumlu mahkeme kararları ısrarla uygulanmamakta, hukukun üstünlüğü ilkesi yerle bir edilmektedir. Kendi insanına, çalışanına, memuruna düşman bir anlayışa daha ne kadar sabredeceğiz?

Hizmetlilerin ek gösterge sorunu; memurlarımızın, teknisyenlerin, şeflerin ek ödeme başta olmak üzere, maruz kaldıkları adaletsizlikler, çalışanlarımızı canından bezdirmiştir. Kamu çalışanlarımız düşük maaşla, elverişsiz ortamlarda adeta bir sefalet içerisinde hizmet vermeye çalışmaktadır. Emeklilerimiz de düşük maaşla, dışlanmışlıkla yüz yüze kalmakta ve yoksulluk içinde, mutsuz bir yaşama mahkûm edilmektedir” dedi.

KONCUK: DEVLET MEMURUNA HASIM OLAN BİZE DE HASIMDIR!

Çalışanların hayatlarının bugün artık kâbusa dönüştüğünü belirten Genel Başkan İsmail Koncuk, hükümetin dağ gibi yığılan sorunları görmezden geldiğine dikkat çekti. Koncuk,“Kıymetli basın mensupları, sizler de birer çalışan, birer emekçisiniz.  Çalışma hayatındaki olumsuzluklardan en fazla etkilenen kesimlerden birisi de sizlersiniz. Biliniz ki, bu çeşit uygulamaların temel amacı, kamudaki istihdam güvencesini yok etmek ve çalışanlarımızı köleleştirmektir.

Bugün ne yazık ki, çalışanlarımızın hayatı kâbusa dönmüştür. Hükümet, çığ gibi yığılan sorunları görmezden gelmektedir. Birileri, çalışanların iş güvencesinin olmadığı, alınıp satıldığı, kiralandığı, istenildiğinde işten çıkarıldığı bir yapı istiyor. Bu kimseler, devletin vatandaşına parasız hizmet vermesini istemiyor. Onlara göre, her şey özelleşmeli ve para ile satılmalı. Bu sistemde, her çalışanın işsizlikle tehdit edildiği, sendikasız, dayanaksız, güvencesiz ve güçsüz bırakıldığı; düşük ücretli, düşük maliyetli bir istihdam piyasası yaratılmak temel hedeftir.

Memurluk güvencesinin yok edilmek istenmesi, sözleşmeli personel çalıştırılması, 4/C’li geçici işçilerin sayısının her geçen gün artması, işsizlerin bir çığ gibi büyümesi, işte hep bu yüzdendir. Bu nedenle, ekonomik krizlerde fatura, çalışanlara çıkartılmakta, maaşlar düşmekte, işsizlik artmakta, ama ülkenin kaynağını da, krizin kaymağını da hep aynı kişiler yemektedir.

Kurumlar arasındaki ücret adaletsizliği almış başını gidiyor. Maaşlar açıklanan enflasyon kadar artıyor; gerçek enflasyon karşısında eriyor. Ülke nüfusunun %20’sini oluşturan gençlerimizin beşte biri kayıtlı işsizdir. 350 bin ataması yapılmayan öğretmen, 430 bin iktisadi idari bilimler mezunu, 250 bin sağlıkçı, 1 milyon meslek yüksekokulu mezunu, 2 milyon lise mezunu işsiz, aşsız, hayata tutunmaya çalışıyor. Bu ülkede iş bulmanın bir dert, çalışmanın ayrı bir dert olduğunu biliyor, sorunların çözülmesini istiyoruz.

Defalarca devlet memuru kavramını ortadan kaldıracaklarını iddia ettiler. Kim devlet memuruna düşmansa bize dost olamaz.  Devlet memuruna hasım olan bize de hasımdır. Bizim gözümüzde muteber değildir. Emeklilerimiz adeta kaderine terk edilmiştir. Emekliyi sıkıntıda bırakanlar, asla bizden olamazlar” dedi.

KONCUK: BİZ BİRLİKTE TÜRKÜZ, TÜRKİYEYİZ

Türkiye Kamu-Sen’in, her alanda mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğini belirten Genel Başkan İsmail Koncuk, “Birlikteliğimiz, Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini, bir ve bütün olarak ilelebet payidar kılacaktır” dedi. Koncuk, “Biz, birlik içinde bütün bu haksızlıklara, hukuksuzluklara karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Hiçbir güç, bizleri yolumuzdan döndüremeyecek. Tüm çalışanların grevli toplu sözleşmeli sendikal haklara sahip olduğu bir Türkiye için, sosyal devlet için mücadele edeceğiz. Çoğulcu demokrasinin sınırlarını genişletmek, gerçek anlamda sendikal haklarımıza kavuşmak, sosyal devlet ilkesini hayata geçirmek için çalışacağız. Toplumsal barış ve huzurun sağlanması için, uzlaşma, hoşgörü ve bir arada yaşama kültürünün geliştirilmesi için sesimizi yükselteceğiz.

Çevremizdeki ülkelerin savaşması için değil, barışması için, Atatürk’ün “yurtta sulh, cihanda sulh” şiarının hayat bulması için mücadele edeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm kurumlarının hukuk devleti anlayışıyla hareket etmesi için uğraşacağız. Anti demokratik sendikal yasalar değişsin diye, toplu pazarlık ve örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılsın diye, vatandaşlarımızın yüzü gülsün diye mücadelemizi sürdüreceğiz.

“İnsan onuruna yaraşır iş” herkesin hakkıdır.  İstihdamın korunmasını, geliştirilmesini ve işsizliğin önlenmesini istiyoruz. Adil bir gelir dağılımı, hakça bir paylaşım istiyoruz. Güvenceli bir çalışma hayatı istiyoruz. Dar ve sabit gelirlinin üzerine bir karabasan gibi çöken vergi adaletsizliğinin son bulmasını istiyoruz. “Çalışanların, emeklilerin açlık sınırının altında ücret almasına bir son verilsin” diyoruz.

Bütün bu olumsuzlukların üstüne, bizleri birbirimize düşürmek isteyen, her fırsatta milletimiz içine nifak tohumları ekmek isteyenler var. Ancak birliğimizi ve beraberliğimizi yenecek hiçbir güç de yok. Ne terör, ne işsizlik, ne güvencesizlik, ne de yoksulluk kaderimiz değildir. Bizler birlik oldukça, hiçbir güç, bizleri yok saymaya, haklarımızı gasp etmeye yetmeyecektir. Bu birliktelik, Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini, bir ve bütün olarak ilelebet payidar kılacaktır. Tek başımıza yalnız kalırız ama hep birlikte dağ olur, direniriz; sel olur, her engeli aşarız. Tek başımıza güçsüzüz ama hep birlikte yenilmez oluruz. Biz birlikte Türk oluruz, Türkiye oluruz. Ne mutlu Türküm diyene!

Tüm milletimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma günü kutlu olsun” diyerek sözlerini noktaladı.

Genel Başkanımız İsmail Koncuk, Yönetim Kurulu Üyelerimiz, Genel Merkez Yöneticilerimiz, Şube Başkanlarımız ve üyelerimiz bombalı saldırının gerçekleştirildiği otobüs durağına kırmızı karanfiller bırakarak, şehitlerimiz ve teröre kurban verdiğimiz tüm vatandaşlarımız için dua ettiler.
 

 
AFAD SOSYAL DENGE TAZMİNATLARINI KAZANMAYA DEVAM EDİYORUZ. PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Cuma, 29 Nisan 2016 12:35


AFAD çalışanlarına sosyal denge tazminatı ödenmesi gerektiğine yönelik açılan davalarda çalışanların mağduriyetini sonlandırmaya devam ediyoruz. Konfederasyonumuza bağlı Türk Yerel Hizmet-Sen’in açtığı bizim de daha sonra takipçisi olduğumuz davalar çalışanların lehine sonuçlandı.

TEKİRDAĞ

Tekirdağ İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü personelinin sosyal denge tazminatından faydalandırılmasına yönelik başvurunun reddedilmesi üzerine Tekirdağ 1. İdare Mahkemesinde dava açılmıştı. Davayı görüşen mahkeme AFAD taşra teşkilatının il özel idaresi bünyesinde faaliyet gösterdiğine dikkat çekerek İdare bünyesinde görev yapan çalışanları kapsayan hükümlerden İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü personelinin de yararlanmasının gerektiğinin açık olduğuna hükmederek red işlemini iptal etti.

ESKİŞEHİR

İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü personelinin sosyal denge tazminatından faydalandırılmasına yönelik başvurunun reddedilmesi üzerine Eskişehir 2. İdare Mahkemesinde dava açılmıştı. Eskişehir 2. İdare mahkemesinin davayı ehliyet yönünden reddetmesi üzerine Danıştay’a itiraz edilmiş, Danıştay’ın mahkemenin verdiği kararı bozması üzerine davayı tekrar görüşen Eskişehir 2. İdare Mahkemesi  verdiği kararda dava tarihi itibariyle Eskişehir İl Özel İdaresinin kadrosunda görev yaptığı dolayısıyla sosyal denge sözleşmesinden yararlandırılmasına hükmetti.  

 
Sendikal Ayrımcılığa Geçit Vermeyeceğiz. PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Perşembe, 28 Nisan 2016 12:30


Sakarya’da Arama Kurtarma Birlik Müdürlüğünde sendikamızın duvar takviminin indirilmesi ve gazetemizin okunmasının engellenmesi gibi sendikal faaliyetleri engellemeye çalışan kendini bilmezler ile ilgili Valiliğe başvuru yaptık.

Başvuruda Sendikal faaliyetlerin engellenmesinin suç olduğuna dikkat çekerek hukuka aykırı iş ve işlem yapanlar hakkında gerekli inceleme ve soruşturmanın yapılmasını istedik. 

 
1 MAYIS’TA, KIZILAY’DA, VATANDAŞLARIMIZIN ŞEHİT EDİLDİĞİ DURAKTAYIZ PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Çarşamba, 27 Nisan 2016 07:56


Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Türkiye Kamu-Sen’in, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı’nda, 13 Mart 2016 tarihinde Kızılay’da meydana gelen patlamanın gerçekleştiği ve 34 vatandaşımızın şehit edildiği durakta olacağını ve kırmızı karanfillerle şehitlerimizi anacağını açıkladı.

“Millet olmak, tasada ve kıvançta bir olmak demektir” diyen Genel Başkan İsmail Koncuk, Türkiye’nin içinde bulunduğu ortamın, 1 Mayıs’ı bayram havasında kutlama imkanı vermediğini belirterek, bu nedenle Türkiye Kamu-Sen’in bu 1 Mayıs’ı, Kızılay’da 34 vatandaşımızın hayatını kaybettiği o durakta şehitlerimizi anarak geçireceğini kaydetti.

KONCUK: 1 MAYIS’TA MİLLETİMİZİN ACILARINA ORTAK OLDUĞUMUZU BİR KEZ DAHA GÖSTERECEĞİZ

Genel Başkan İsmail Koncuk değerlendirmesinde;

“Sizlerin de bildiği gibi bu Pazar günü 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı. Türkiye Kamu-Sen Genel Merkezi olarak Genel Başkanlarımızın da katıldığı bir toplantıda ittifakla bir karar aldık.

Her gün bir ya da birden fazla şehit geliyor, anaların, babaların göz yaşı sel oldu, kardeşlerin yüreği paramparça. Milletimiz üzgün. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma bayramı sendikacılık açısından son derece önemli bir bayram. Ancak biz Türkiye Kamu-Sen olarak 1 Mayıs’ı davulla zurnayla kutlamanın günü olmadığını düşünüyoruz.

Milletimizin yüreğinin kanadığı şu günlerde 1 Mayıs’ı alanlarda kutlamayı doğru bulmadık. Bu Pazar günü Türkiye Kamu-Sen bayram tadında 1 Mayıs kutlaması imkanı olmaması gerekçesiyle alanlarda olmayacaktır.

1 Mayıs’ta Kızılay’da olacağız. Bomba patlatılan, vatandaşlarımızın şehit edildiği o durakta olacağız. Orada bütün şehitlerimiz adına o mekana kırmızı karanfiller bırakacağız, milletimizin acılarını paylaştığımızı göstereceğiz. 1 Mayıs’ta çalışma hayatının problemlerini konuşmayacağız demek değildir.

Bu bir millet olmanın gereğidir. Millet olmak, tasada ve kıvançta bir olmak demektir. Elbette, hem sevinçlerimizi, hem de üzüntülerimizi paylaştığımızda gerçek anlamda bir millet olabiliriz. Bizler 1 Mayıs’ta bunu göstermeye çalışacağız. O nedenle Ankara’daki Türkiye Kamu-Sen üyeleri ile Genel Başkanları ve Ankara’daki Yönetim Kurulu Üyeleri ile birlikte 1 Mayıs’ta, saat 11’de Kızılay’da, vatandaşlarımızın şehit edildiği yere karanfil koyacak şehitlerimizi unutmadığımızı, milletimizin acısını paylaştığımızı herkese göstereceğiz” dedi.

 
Memur 7.5 Çeyrek Altın kaybetti PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Salı, 26 Nisan 2016 06:52


Türkiye Kamu-Sen Ar-Ge Merkezi’nin yayınlamış olduğu ekonomik veriler memur maaşının yıllar içerisinde nasıl eridiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Yayınlanan ekonomik veriler, kamu çalışanlarının maaşlarının son 13 yılda, çeyrek altın karşısında tutunamadığını ortaya çıkardı.

2002 yılı itibarı ile ortalama memur maaşı ile 22,1 çeyrek altın alınabilirken 2015 yılında bu rakam 14,6’ya geriledi. Ortalama memur maaşı çeyrek altın karşısında %33,9 değer kaybetti. En düşük maaş alan bir memur 2002’de maaşı ile 14,9 adet çeyrek altın alabiliyordu; 2015’de aynı memur, maaşı ile ancak 10,9 çeyrek altın alabildi. En düşük memur maaşının çeyrek altın karşısındaki kaybı ise aylık %26,8 oldu. Memurlar geçtiğimiz yıl 2014 yılına göre yaklaşık yarım çeyrek altın daha kaybetti.

Geçtiğimiz yıl bile, memur maaşının çeyrek altın fiyatları karşısında %3,5 değer kaybettiği görüldü.Ortalama memur maaşı 2002 ile 2015 yılları arasında çeyrek altın fiyatları karşısında %32,6; en düşük dereceli memur maaşı ise, %26,8 oranında değer kaybetti. 

BU HEZİMETİN SORUMLUSU TOPLU SÖZLEŞMEDE MEMURUN HAKKINI SAVUNAMAYANLARDIR

Araştırma sonuçlarını değerlendiren Genel Başkan İsmail Koncuk, memur maaşlarının bütün mal ve hizmetler karşısında değer kaybettiğini ifade ederek “Konfederasyon olarak memur maaşlarının gelişimini ve kamu görevlilerimizin alım gücünü bütün kalemler karşısında düzenli olarak değerlendiriyoruz. Maaşların çeyrek altın karşısındaki durumunu ortaya koyduğumuz bu çalışma da yaptığımız araştırmaların bir bölümünü oluşturuyor “ dedi.

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı, değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Bilindiği üzere, ailelerimizin en önemli tasarruf kaynağı yastık altı olarak tabir edilen ve çeyrek altın şeklinde değerlendirilen tasarrufları idi. Biz biliyoruz ki, vatandaşlarımızın artık tasarruf etmek gibi bir imkanı kalmadı. Ancak, bu çalışma memur maaşlarının geride kalan 13 yılda üçte bir oranında değer kaybettiğini ortaya koyması açısından son derece önemlidir. Bu erime yaşamın her alanında kendini göstermekte ve kamu görevlilerimizin alım gücü günden güne erimektedir. Her ne kadar borçlanma yoluyla geleceğimizi ipotek altına alarak bugünümüzü idame ettirmeyi başarıyorsak da, alım gücümüz sürekli geriye gittiği için ileride borç ödeme acziyetine düşeceğimiz gün gibi ortadadır.

Ekonomideki her türlü değişimi en yakından hisseden memurlar, emekliler, dar ve sabit gelirliler özellikle son yıllarda düşük maaş artışları, unutulan enflasyon farkı hakları, geriye dönük gasp edilen ekonomik kazanımları nedeniyle büyük kayıplar yaşamaktadır.

Son 13 yılda çeyrek altın karşısındaki %32,6’lık kaybı bile Türkiye Kamu-Sen olarak haklı tepkimizin en açık dayanağıdır' dedi.

 
AFAD'DA KİK TOPLANTISINI GERÇEKLEŞTİRDİK PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Salı, 26 Nisan 2016 00:00


Türk İmar-Sen olarak yetkili olduğumuz AFAD'da Kurum İdari Kurul Toplantısını gerçekleştirdik. Çalışanların sorunlarını ve taleplerini gündeme getirdiğimiz toplantıda alınan kararları imzaların tamamlanmasının ardından yayınlayacağız. 

 
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSU PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Cumartesi, 23 Nisan 2016 07:48

 

TBMM'nin açılışının 96'ıncı yıldönümünü ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını büyük bir coşku, gurur ve mutlulukla kutluyoruz.

Ulu Önder Atatürk'ün, milletin egemenliğinin ilan edildiği gün olan 23 Nisan'ı çocuklarımıza armağan etmesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın dünyada kutlanan ilk ve tek çocuk bayramı olması, tüm dünya çocuklarının bu bayram vesilesiyle bir araya gelmesi de çok anlamlıdır.

Devamını oku...
 
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’ne Personel eksikliği ve iş yükü Nedeniyle Başvuru yaptık PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Salı, 19 Nisan 2016 11:32


Sendikamız tarafından Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne bir başvuru yaparak personel eksikliğinin giderilmesi ve günlük işlem sayısını sınırlandırılması istendi.

Başvuruda Tapu Müdürlüklerinde ciddi personel eksikliği olduğu belirtilerek personelin yoğun iş yükü nedeniyle psikolojik olarak yıprandığına dikkat çekildi. Yoğun mesailer nedeniyle aile düzenlerinin bile bozulduğuna vurgu yapıldı.

Sorunun çözümü için Tapu Müdürlüklerinde Avrupa normuna uygun çalışma ortamı oluşturulması, elaman eksikliğinin giderilmesi, günlük işlem sayısının sınırlandırılması ve personele psikolojik destek verilmesi istendi.

 
Tapu Çalışanlarına Göreve Hazırlama Projesindeki Haksızlığın Giderilmesi İçin Başvuru Yaptık PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Perşembe, 14 Nisan 2016 07:16


Sendikamız Türk İmar-Sen tarafından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bir başvuru yapılarak Göreve hazırlama projesinde yer alan “ Daha önce rotasyon, uzun süre görev yapma gibi nedenlerle görev yaptığı birimden alınan personelin yeniden aynı birime atama talebinin işleme konulmayacak olması ile ilgili düzenlemenin değiştirilmesini talep edildi.

Sendikamızın yaptığı başvuruda rotasyon ve uzun süre görev yapma gibi nedenlerle aynı birime tekrar atanmanın engellenmesinin yasal bir dayanağı olmadığına dikkat çekildi. Söz konusu düzenlemenin tekrar gözden geçirilerek herhangi bir kısıtlama olmaksızın tayin taleplerinin değerlendirilmesi istendi.

 
Anaların Gözyaşları Akarken Türkiye Kamu-Sen 1 Mayıs’ı Kutlayamaz PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Çarşamba, 13 Nisan 2016 14:59


Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Bengü Türk ekranlarında yayınlanan, Gökhan Altunkaş’ın sunduğu “SÖZ HAKKI” programına katılarak Türkiye ve çalışma hayatı gündemine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

Son dönemde yaşanan terör olayları ve gelen şehit haberlerinin yürekleri yaktığını belirten Genel Başkan İsmail Koncuk, tüm şehitlerimize yüce Allah’tan rahmet diliyorum' dedi.
Genel Başkan İsmail Koncuk, Türkiye Kamu-Sen’in ülkenin içinde bulunduğu durum ve atmosferi değerlendirerek, yaklaşan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramını kutlamama kararı aldığını da canlı yayında ilan etti.
KONCUK: TERÖRLE MÜCADELEDE TÜRKİYE KAMU-SEN’İN YERİ VE SAFI BELLİDİR
Güneydoğu’da devam operasyonları değerlendirerek konuşmasına başlayan Genel Başkan İsmail Koncuk, Türkiye Kamu-Sen’in bu mücadelede yerinin Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet güçlerimizin yanı olduğunun altını çizen Koncuk, sınır ilimiz Kilis’e düşen roket sonucunda hayatını kaybeden vatandaşımıza ve tüm şehitlerimize yüce Allah’tan rahmet diledi. Koncuk, “Kilis’te hayatını kaybeden vatandaşımıza yüce Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Kilis’ten arkadaşlarımız beni aradı ve bölge halkında ciddi bir korku olduğunu ilettiler. İnsanlar endişeyle orada yaşıyor. Devlet o bölgede ciddi tedbirler almalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir yerleşim yerine roket atmak ne demektir? Türkiye çok güçlü bir devlettir, bunun kaynağını bulup yerle yeksan etmelidir. Ben tekrar geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum.
 
Her gün şehit veriyoruz ve bu maalesef neredeyse olağan hale geldi. 7 Haziran’dan sonra verdiğimiz şehit sayısı 400'ü geçti. Her zaman Türkiye Kamu-Sen olarak bizim bu mücadele safımız Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet güçlerimizin yanıdır, bunda şüphe yoktur. Geçmişte yapılan hataları biliyoruz, adeta terör örgütüne can suyu verme sürecini hep birlikte yaşadık ve gördük. Terör örgütünün uzantıları ile el ele diz dize fotoğraflar, sohbetler, kahkahaları gördük, yaşadık. Geldiğimiz noktada terör sona erdirilinceye kadar mücadelenin tavizsiz devam ettirilmesi gerekiyor. Baştan beri yapılması gereken zaten buydu. Keşke zamanında yapılsaydı bunlar, belki bugün daha farklı günleri yaşıyor olabilirdik. Bu mücadele verilmelidir bunda şek şüphe yoktur.  Biz devletin teröre yönelik atacağı her adımı destekliyoruz ve takip ediyoruz. Bazen sayın Başbakan ya da Cumhurbaşkanı farklı şeyler söylüyorlar bizde endişeleniyoruz. Bu çözüm denilen süreç yeniden masaya getirilebilir mi endişesi yaşıyoruz. Sayın Başbakan geçen gün “Bu süreç yeniden başlayabilir' gibi bir açıklama yaptı ama silah bırakma şartına bağlandı. Hatırlarsanız çözüm süreci de silah bırakma şartına bağlanmıştı ama kimse silah bırakmamıştı. Tam tersine şehirlerimiz silah deposu haline getirildi. Sayın Cumhurbaşkanı terörle mücadele için “Bu konuda taviz yok' diyor,umarım öyle olur. Bu konuda atılacak her adımı destekliyoruz ama millet olarak geçmişi unutmamamız lazım ve ders almamız lazım.
 
Milli hassasiyetler köreltilerek çözüm sürecinin milletimiz tarafından kabullenmesi amaçlandı. Süreci, olduğundan farklı göstererek  insanlarımızı yönlendirmek için Akil adamlar heyeti kuruldu. Hatta bana da bu teklif yapıldı ama ben reddettim. O heyete iktidarın baskısı ve korkusuyla girenlerin olduğunu da biliyorum. Peki bu Akil adamların görevi neydi? Çok açık söylüyorum; Yapmaya çalıştıkları, terör örgütünü sempatik olarak bu topluma sunmaktı. Bu ülkenin 40 bin vatandaşının canına kastetmiş, polisini, askerini şehit etmiş bir cani örgütü güler yüzlü olarak takdim etmekti, ana görevleri buydu. Bazıları öyle ileri gittiler ki Türk bayrağının adının değişmesini dahi istediler. Bu, millete hakarettir ama bu zilletin sahipleri dahi tepki görmedi. Daha neler olmadı ki; Andımız kaldırıldı, milli bayramların kutlamaları kaldırılmasa bile sulandırıldı. Adeta milli hassasiyetleri törpülenmiş bir toplum oluşturulması için gayret gösterildi.
 
Zaman zaman bu sürecin toplum nezdinde yüzde 60 civarında desteklendiğini söyleyen anketler de gördük. Algı bombardımanı o derece yoğunlaştırıldı ki; bu ülkenin bir kısım vatandaşları evlatlarını şehit eden, gazi olmalarına neden olan bu cani örgüte ılımlı bir şekilde yaklaşmaya bile başladılar. Maalesef bunları bu millet yaşadı. Burada sadece bu süreci kurgulayan insanları itham etmek yetmez. Bir siyasi iktidarın yapacağı yanlışların neticesinde milletten gelecek tepkiyi hesap ederek korku duyması lazım. Dün çözüm sürecinin ateşli savunucusu olanlar, bugün terör örgütü ile yapılan mücadelenin ateşli savunucusu oldular. Bu, şu anlama gelmektedir, bir merkezden komut geliyor, “Çözüm süreci başlatılacak' herkes bunu destekliyor;  sayın Cumhurbaşkanı, “Çözüm süreci yok, buzdolabına kaldırdık' diyor, hemen arkasından dün destekleyenler tam tersini söylüyor. O dönemde süreci eleştirdiğimiz için bizler hakarete uğramadık mı? “Bu süreci hayvanlar bile anladı ama birileri anlamadı' diyerek seviyesizce sözler söylenmesi mi?
 
Hangi siyasi iktidar olursa olsun, ülkeyi yönetenler, siyasi ve sosyal olaylarla ilgili yapacakları hataların bedelini ödeyeceklerini düşündükleri zaman, milletle beraber yürür ve yanlış yapmazlar. Problem şurada, demek ki, biz millet olarak siyasi iktidara bu endişeyi yaşatamıyoruz. Önceliğimiz bu coğrafyada yaşayan Türk milletinin geleceği ise bizim önceliklerimizin farklı olması lazım. Olayları farklı değerlendirmemiz lazım ama maalesef tepkileri körelmiş bir toplum yapısı genel olarak oluşturuldu. 10 yıl önce Andımız’ın kaldırılması söz konusu olsa idi eminim yüzde 85 oranında vatandaşımız “Ne yapıyorsunuz?' derdi ama şimdi bırakın tepki göstermeyi bu rezilliği savunan insanlar gördük.
 
“Ne Mutlu Türk’üm Diyene' veciz ifadesi ki, Anadolu’da yaşayan bütün insanlarımızı kapsayan bir sözdür. Bu ifade, dağlardan ve şehirlerden silinirken alkışlandı. Burada adımıza bir hakaret var.  Andımız Türk milletin adını ifade eden bir metindir, her sabah evlatlarımıza bu adın şerefle taşınması gerektiğini anlatıyorduk, bu kötü bir şey mi? Adımızdan utanç mı duyalım? Adımız şeref ve namusumuzdur, milletin adı da böyledir. Türk adından rahatsız olanlar mutlu olsun diye, terör örgütü mutlu olsun diye bu ifade silindi. Olayları ilke bazında değerlendirmek durumundayız, hangi siyasi anlayışa sahip olursak olalım, biz gönül verdiğimiz siyasi partinin her söylemini doğru olarak kabul edemeyiz. Yanlışın karşısında doğrunun destekçisi olacağız. Bu noktada vatandaşlarımız bunu düşünmeli, “Türk adı dağdan taştan siliniyordu, şimdi ortak adımız diyorlar, nedir bu?'demeli ve değerlendirmelidirler.
 
Bazı sendikaları görüyorum ve bir kez daha Türkiye Kamu-Sen’le gurur duyuyorum. Dün söylediğimiz doğruydu, bugünkü de doğru. Birileri bizim dünden beridir savunduğumuz noktaya geldiler. Bazen bakıyorum manevra yapmak çok zor bir durum aslında. Dansöz olsa bunu yapamaz. Bu ülkede Ergenekon, balyoz süreçleri yaşandı; hatta bir tv programında sarı sendikanın Genel Başkanı bize dahi ergenekoncu yakıştırması yaptı ama ben yayında “Bizi böyle suçlayacak adamın ağzını yırtarım'dedim. Asla bizim bir terör örgütüyle beraber olduğumuz, ortak nefes aldığımız bir yer olamaz. Gerçi bugün artık ergenekoncu diyemiyorlar, “Bunları hep paralel uydurmuş bizi de kandırmış' diyorlar. Şimdi bu dansözler nasıl insandır? İnsan doğruları olan bir varlık olmalıdır. Müslüman olmanın da böyle bir sorumluluk getirdiğini biliyoruz. Bir hata yapsak ben derim ki, “Ey vatandaşlarımız ben özür dilerim hata yaptık' ama bunlarda özür de yok. Keskin kıvırma hareketini yerine getiren bazı STK’lar var onları biliyor ve görüyoruz' dedi.
 
 
KONCUK: TÜRKİYE KAMU-SEN BU YIL 1 MAYIS’I KUTLAMAYACAKTIR
 
 
Genel Başkan İsmail Koncuk, Türkiye Kamu-Sen’in ülkenin içinde bulunduğu durum ve atmosferi değerlendirerek, yaklaşan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı'nı kutlamama kararı aldığını da ilan etti. Koncuk, “Şehitlerimiz bizim yüreğimizi kanatıyor, bir bölgemizde adeta savaş var, ocaklara ateş düşüyor, anaların göz yaşı akmayacak dediler ama anaların gözyaşları sel oldu. Babalar, kardeşler, eşler perişan. Böyle bir ortamda 1 Mayıs’ı bayram havasında kutlama imkanı kalmadı. Bu bize keyif vermez. Biz farklıyız, manevra yapmayız, doğru neyse onu yaparız.1 Mayıs’ı Türkiye’nin içinde bulunduğu bu ortamda biz bayram gibi kutlamayı doğru bulmuyoruz. Çalışma hayatının problemlerini her fırsatta biz gündeme getiriyoruz. Bizden daha fazla dile getiren muhataplarının yüzüne söyleyebilen bir sendika kaldığını düşünmüyorum. Dolayısıyla 1 Mayıs’ı bu sene kutlamayacağız ama kanaat ve düşüncelerimizi her platformda net bir şekilde anlatmaya devam edeceğiz. Bu kararı Yönetim Kurulu üyelerimizle ittifakla aldık. Böyle bir ortamda şehitlerimizin acısını yüreğimizde hissetmemiz gerektiğini arkadaşlarımız ifade ettiler ama umuyoruz önümüzdeki yıl Türkiye normal şartlara dönerse, daha büyük heyecanla 1 Mayıs’ı alanlarda kutlarız. Şu anda bayram tadında bir kutlamanın bize yakışır bir tavır olmayacağını düşündüğümüz için bu sene 1 Mayıs’ı Türkiye Kamu-Sen olarak kutlamıyoruz' dedi.
 
KONCUK: ÇALIŞMA HAYATININ TÜM SORUNLARI İÇİN MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ
 
4-C’liler ve üniversiteli işçilerin haklı taleplerini bir kez daha gündeme getiren Genel Başkan İsmail Koncuk, “Türkiye Kamu-Sen bu mücadeleyi sonuna kadar sürdürecektir' dedi. Koncuk,
24 Mart tarihinde Çalışma Bakanlığı'nda sayın Bakan ile birlikte KPDK toplantısı yapıldı. Sayın Bakan’a net olarak “4-C ile ilgili ve üniversiteli işçilerle ilgili toplu sözleşmede alınan kararlar var, tarih olmasa dahi bu kararın uygulanması lazım, Çalışma Bakanı olarak sizin bu konuda söyleyeceğiniz bir şey olmalı' dedim. Sayın Bakan ısrarımız üzerine bir komisyon oluşturalım dedi ve Bakan yardımcısı Orhan Yeğin başkanlığında bir komisyon kurularak, bu konularda çalışma yapılması talimatı verdi. Biz ısrarla tarih çıkmasını istiyoruz. Toplu sözleşmede yetkili konfederasyon alkışlar ve sloganlar eşliğinde imza atarken ben salonu terk etmiştim ve dışarıda basın toplantısında 4-C’lilerin satıldığını söylemiş, “Yuvarlak kararlar toplu sözleşme masasında alınamaz, bu masada köşeli kararlar olmalı' demiştim. O günden bugüne haklı çıkmaktan mutlu olduğumu söylemiyorum. 
 
Artık 4-C’lilerinn ızdırabı sona ermeli. O zaman bir doğrunun altını çizdim ve doğruluğu bugün anlaşılıyor. Toplu sözleşme metnine imza atan  yetkili sendikanın bu konuda yüzeysel birkaç kelam dışında hiçbir şey söylemediği ortadadır. Tamam anladık hükümetin yanındasınız ama azıcık yürekli olun, yazık değil mi bu insanlara? Umut verdiniz arkası gelmiyor. Eylem yaparız diyorlar, bunlar ne zaman eylem yapar? 4-C’lilerin kadroya alınması ile ilgili bir karar çıkarsa, el altından duyarlar çıkıp eylem adı altında bir iki açıklama yaparlar,sonra da “Eylem yaptık 4-C’liler kadroya geçti' derler. Bunlar ucuz hesap peşindedirler ama biz bunun takipçisiyiz. Derdimiz çalışma hayatındaki problemlerin bir bir çözülmesidir. İstiyorum ki, 23 bin 4-C’li kadroya geçsin, bu istihdam türü Türkiye’ye layık değil. Bu problem artık ortadan kaldırılmalıdır.
 
Üniversiteli işçiler konusu ise son derece tabii bir istek. Memur kadrosuna geçmek isteyen insanlar bunlar. Diyorlar ki,“Biz yıllardır belediyede otobüs şoförüyüz, maaşları da güzel ama ben üniversite mezunuyum, memur olunca maaşımda düşecek ama ben üniversite kariyerime  uygun bir statü istiyorum' Bizim kültürümüz “Beşikten mezara kadar oku demiyor mu?' Kuran-ı Kerim “İkra' yani “Oku' diye başlamıyor mu? Bu insanlar okumuş. Bu ülkeyi yönetenlerin bunu görmesi gerekemez mi? Zaten maaş veriyorsunuz hatta memur olduklarında maaşları daha da düşecek. O zaman neden bu insanların isteklerine cevap vermiyorsunuz, naz yapıyorsunuz. Sadece bu problemlerin çözülmesiyle sıkıntılar bitmez. 4-B’li arkadaşlarımız var, 2011 yılında bu mesele Türkiye Kamu-Sen’in mücadelesi ile çözülmüştü. Söylenmedik söz, yapılmadık eylem bırakmadık ama o malum sendika bunu da sahiplendi. Bir kere dahi meydana çıkıp eylem yapmadılar. Türkiye Kamu-Sen yağmur çamur demeden eylem yapacak, siz de bunu sahipleneceksiniz, yok öyle şey. Hükümet, muhalefet partileri seçim beyannamelerine bu konuyu alınca, bizim de baskımızla “4-B’lilere kadro' dedi ama 2011 den sonra 4-B alımı yine devam etti. Hala da alım var. Türkiye Kamu-Sen’in gündemindedir 4-B ve bu sorun bizim sorunumuzdur, gündemde tutmaya devam edeceğiz. 2011’de hangi gerekçelerle bu insanları kadroya aldıysanız bugün de aynı doğrular geçerli. İlla seçim dönemi mi olmalı? Bu insanları kadroya alıp bir daha 4-B’li almamanız lazım.
 
5393 sayılı yasa ile belediyede çalışan bir çok insan var, 4924 sayılı yasaya tabi sağlık çalışanları var, PTT’de çalışan idari hizmet sözleşmeli çalışanlar var kaderleri idarecilerin iki dudağı arasında, vekil ebe, vekil hemşire, vekil imam var…Bu nedir Allah aşkına? Ben çalışma hayatını köstebek tarlasına benzetiyorum. Tarlanın her yeri delik deşik, çalışma hayatı tuzaklarla dolu. Bunu yapan 14 yıldır iktidarda olan bu siyasi iktidardır. Perşembe günü saat üçte Çalışma Bakanı tarafından oluşturulan komisyon Başkanı Bakan yardımcısı Orhan Yeğin’le bir araya geleceğiz üç konfederasyon başkanı. Burada sanırım bize bu çalışmalarla ilgili bilgiler verilecek. Umut verici haberler bekliyoruz, 4-C’liliğin ortadan kaldırıldığı, üniversiteli işçilerin memur kadrosuna alınmasıyla ilgili iyi haberler duymak istediğimiz bir toplantı olur umarım. İnşallah bir umutsuzluk doğmaz o toplantıda.
 
Bizim 4-C’lilerin kadroya alınması konusunda mücadele sözümüz var, bunun için mücadele ediyoruz. Bazı arkadaşlarımız “Sendikaların sözü var' diyor bizim söz verebilmemiz için hükümet olmamız lazım. Biz kadroya geçmeleri için mücadele etme sözü verdik ve bu mücadelemizi sürdürüyoruz. Sadece 4-C’liler değil bütün sözleşmelilerin kadroya alınmasının mücadelesini veriyoruz' dedi.
 
KONCUK: TAŞERONLARA KADRO SÖZÜNÜZÜ YERİNE GETİRİN
“Taşerona kadro' meselesine de değinen Genel Başkan İsmail Koncuk, “Sınav, performans vs. gibi şeyler kenara bırakılmalı ve net bir şekilde kadro meselesi ortaya konulmalıdır' dedi. Koncuk, “Sayın Başbakanın “Taşeronlara kadro vereceğiz' sözü hepimizi sevindirdi. 14 yıl önce kamuda 15-20 bin civarı olan taşeron sayısı bu iktidar döneminde 720 bine çıkmış, belediyeleri dahil edince bu rakam 1 milyon 50 bin, özel sektörle 2 milyonu aşıyor sayı.14 yılda bu memleketin evlatları taşeron patronların sömürüsüne terk edilmiş. Bu gençlerin çoğu da üniversite mezunu ve bu insanların bir geleceği yok. KPSS’ye giren, işsiz gezen gençler taşeronların kadroya alınmasına tepki gösteriyorlar, kendi pencerelerinden haklılar elbette ama taşeron sistemi devam ettiği sürece taşeronlardan dolayı bunlara yer kalmaz. Taşeron sistem14 yılda asıl atama sisteme dönüştürülmüş bu son derece önemlidir. Sayın Başbakan bunu söylediğinde, şöyle düşündüm, sayıyı 20 binden 720 bine siz çıkardınız, siz bu acıyı bu millete yaşatıyorsunuz, sıkışınca 1 Kasım seçimleri öncesinde seçim beyannamenize “Taşerona kadro' sözünü koyuyorsunuz. Tabirimi mazur görün ama Allah garibi sevindirmek için eşeğini kaybettirip sonra buldururmuş, bunlarda aynen böyle. Kaybettirende bunlar, bulduranlarda bunlar.
“Tamam hata yaptılar 14 yılda ama bugün sayın Başbakan kadro müjdesi veriyor,  hatalarını görmüşler' dedim. Öyle iddialı söyledi ki, “Biz sözümüzde asıl iş tanımına girenleri kast ettik ama asıl yardımcı iş ayrımı yok hepsini alacağız' dedi. Aslında böyle bir sözleri yok, açın bakın afişleri, seçim beyannamelerini “Tüm taşeronlara kadro' dediler. Böyle bir ayrım yoktu o sözlerde. Kadro demek ya kamu işçisi olmaktır ya da 4-A’lı devlet memuru olmaktır, bunun dışında başka bir şey olmaz. Başbakan bunu bilmiyor mu? Bu ülkeyi yöneten bir Başbakan’ın kadro sözünün ne anlama geldiğini bilmediğini düşünmek bile istemiyorum. Kadro sözünü üstüne basa basa bilerek söyledi. Bir gün sonra Maliye Bakanı Naci Ağbal, “Başbakan kadro dedi ama biz bunları özel statüye alacağız' dedi. Nedir özel statü? 4-E demektir. Bir işçi sendikası Genel Başkanı, “Bunlar 4-D’li olsun' diyor, ben bunu da kabul etmiyorum. Ya tam zamanlı kamu işçisi yapacaksınız ya da 4-A’lı devlet memuru yapacaksınız. Sözünüz bu yöndedir, bunun dışında bir ara formül vs. kabul etmiyoruz. Maliye Bakanı “Özel statü' diyor ama bununla da yetinmiyorlar, “Sınav' diyor, “3 yıl da bir performansına bakacağız' diyor, eğer performans iyiyse sözleşme yenileyecekler, değilse yenilemeyecekler.
Maliye Bakanı Naci Ağbal yıllarca Maliye Bakanlığı Müsteşarlığı da yaptı bazı şeyleri çok iyi bildiği halde şimdi “12 ay kesintisiz tam zamanlı çalışma şartı' diyor. Kamuda 12 ay tam zamanlı çalışan kaç tane taşeron çıkar? Bir çok taşeron firma kıdem tazminatına hak kazanmasınlar diye yılda en az bir kere hatta bazıları iki kere giriş çıkış yaptırıyor bu insanlara. Bu şart olursa bu şarta uyan çalışan sayısı kaç olur bilemiyorum. Bunlar hep gözden geçirilmelidir. İşçi, sendikaları sanırım üçlü danışma kurulu çerçevesinde bir araya gelecekler, toplantılar yapılacak. Umarım işçi sendikaları bu dediğimiz ölçüde bir savunma içinde olurlar. İşçi sendikasının hata yapacağını düşünmek istemiyorum. Bir kere sınavı ortadan kaldırmak lazım.  Üç yılık performans sistemini ortadan kaldırmak lazım. Kadro meselesini çok net olarak ortaya koymak lazım. Bulunduğu pozisyonda 4/A’lı memur ya da kadrolu işçi olarak istihdam edilmeleri gerekiyor.
Maalesef bazı sendikalar tehdit ederek çalışanları üye yapmaya çalışıyor. Bütün taşeron arkadaşlara seslenerek, bunlardan korkmamalarını söylüyorum. Zaten merkezi bir sınav yapılacak. Sınavı ÖSYM ya da MEB’e bağlı Ölçme ve Değerlendirme merkezi yapacağı için, sınav sonuçlarını herhangi bir sendikanın değiştirmesi mümkün değil. Sendikacılığın yüz karası diyebileceğimiz bu kurumlar bulanık suda balık avlamayı sevenlerdir. Emeğiyle, ekmeğiyle garibanların hayatlarıyla oynayan bu sendikalara söylenecek söz bulamıyorum' dedi.
KONCUK: HÜKÜMET AĞUSTOS AYINDA ÖĞRETMEN ATAMASI YAPMAK ZORUNDADIR
Genel Başkan “Ağustos ayında mutlaka 50 bin öğretmen ataması yapılacağını hem Başbakan hem de milli Eğitim bakanı tarafından açıklanmasını bekliyorum' şeklinde açıklama yaparak;
“Ağustos ayında öğretmen ataması yapılmak zorundadır. Hükümet bundan kaçamaz. Eğer atama yapılmazsa, ülkede MEB Bakanı ben Bakanım diye geçinmesin. Hala çok ciddi öğretmen ihtiyacı var. Başka projelerle de öğretmen istihdam edilmesi mümkün olabilir. İşini bilen siyasetçiler bunu yapabilir. Ağustos ayında mutlaka 50 bin öğretmen ataması yapılacağını hem Başbakan hem de Milli Eğitim Bakanı tarafından açıklanmasını bekliyorum. 430 bin İİBF mezunu genç işsiz var. 1 milyonun üzerinde meslek lisesi mezunu, 2 milyonun üzerinde lise mezunu, mezun olmuş iş bekleyen sağlık çalışanları var. Hükümetin bu gençlerimize istihdam yaratması lazım ama Ağustos ayında öğretmen ataması yapmayacak bir Milli Eğitim Bakanı, alnına bir nişan alır ama nasıl bir nişan olduğu tartışılır. Böyle bir yaklaşımı Nabi Avcı’ya yakıştırmam. Yönetici atama konusunda da mahkeme kararlarının uygulanması lazım. Örneğin Amasya’daki bir davayla ilgili, Samsun İdare Mahkemesi karar verdi. Mahkeme bu kararı uygulamayanlara 5 bin TL ceza verdi. O yüzden herkes ayağını denk alsın' dedi.
 
 
KONCUK: İLKSAN’DA ZORUNLU ÜYELİK KALDIRILSIN
İlksan seçimlerini büyük bir zaferle kazandıklarını belirten Koncuk,
“İlksan seçimleriyle ilgili teşkilatımı kutluyorum. Diğerlerinin katılımı çok az oldu, yürekleri yetmediği için karşımıza çıkmadılar. Kendi üyelerinin kendilerinden intikam alacaklarını bizzat göreceklerdi. Ezici bir üstünlükle kazandık. Bir sendikanın delegelerinin %80’inden fazlasını kazandığı ilk seçimdir. İlksan’da asla peşkeş çektirme, hırsızlık olmadı. İlksan’da zorunlu üyeliğe karşı olduğumuzu da belirtmek isterim. Gelin İlksan’ı Mebsan yapalım. Bütün MEB çalışanlarını isteğe bağlı olarak bu kuruma bağlayabiliriz. Aynı kanunda zorunlu üyeliği de kaldıralım' dedi.
 
Programında sonunda Karabağ için başlatılan imza kampanyasına da değinen Genel Başkan İsmail Koncuk;
 
“Karabağ Türklerin has toprağıdır. Avrupa Birliği’nde alınan bir kararda, Ermenistan’ın Karabağ’ı işgal ettiği yazıyor. Yapılan kampanyaya destek olmak için, www.isgaledurde.comadresine girerek,  elektronik imzanızı atın ve destek olun. 100 bin değil, 500 bin imza olsun. Azerbaycan’lı kardeşlerimizin davası bizim davamızdır. Herkesi destek olmaya davet ediyorum' dedi.  

 
TEŞKİLAT GEZİLERİMİZ DEVAM EDİYOR PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Çarşamba, 13 Nisan 2016 14:38

 
Sendikal Çalışmalar kapsamında il ziyaretleri gerçekleştirerek çalışanlar ve teşkilatımızla bir araya gelmeye devam ediyoruz.

Son olarak Genel Başkanımız Necati Alsancak Genel Başkan Yardımcımız Etem Yaşar Yılmaz  Muğla’yı ziyaret ettiler Muğla’ya yapılan ziyarette  İzmir Şube başkanımız Alican Yılgör, İzmir şube yönetim kurulu üyemiz Kamil Yalçın  ve Muğla İl Temsilcimiz Önder Özgür Süzgün ile birlikte  Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü, İl Afet Acil Durum Müdürlüğü, Milas Tapu Müdürlüğü, Milas Kadastro Birimi, Fethiye Tapu Müdürlüğü, Fethiye Kadastro Müdürlüğü Bodrum Tapu Müdürlüğü ve Bodrum Kadastro Müdürlüğünü ziyaret ettiler.

Yapılan ziyaretlerde üyelerimiz ve çalışanlarla bir araya gelip onların sorun ve taleplerini dinlediler. İdarecilerle görüşmeler yaparak çalışanların sorunlarını ve isteklerini aktardılar.

 
MAHKEME AFAD ÇALIŞANINA YEMEK YARDIMI VERİLMESİNE HÜKMETTİ PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Pazartesi, 11 Nisan 2016 10:32


Türk İmar-Sen olarak çalışanların hakkını savunmaya ve hukukunu korumaya devam ediyoruz. Son olarak Mersin İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğünde görevli üyemizin yemek yardımı verilmesi için yaptığı başvurunun reddedilmesi üçerine açtığımız davayı kazandık.

İdarenin red işlemi üzerine açtığımız davayı görüşen Mersin 1. İdare Mahkemesi verdiği kararda idare tarafından personeline yapılan yiyecek yardımının yasa ile devredilene kadro cetvellerinde bulunan birlik müdürlüğü personele de yapılması gerektiğine dikkat çekti.  Mahkeme idareye başvuru tarihinde itibaren yemek yardımı ücretinin ödenmesine hükmetti. 

 
REGAİP KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Perşembe, 07 Nisan 2016 11:33

 

 

 


Manevi iklimine girdiğimiz üç ayların başlangıcında bulunan Regaib Gecesini bu akşam idrak edeceğiz. 
Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (sas) “Allah’ım! Recep ve Şaban ayını bizim için mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına kavuştur” diye dua ettiği mübarek üç ayların huzurlu, samimi atmosferine kavuşmuş bulunuyoruz.

 

Regaib gecesinde, Cenâb-ı Hakk`a yönelerek af ve mağfiret dilemeliyiz. Hata, kusur ve günahlardan dolayı pişmanlık duyarak ve bir daha o hataları yapmamak üzere söz vererek dua etmeliyiz. 

 

Regaib gecesi; sonu gelmez heveslerden uzaklaşarak yaratılışımızın gayesine yani öze dönmemize başlangıç olmalıdır.

 

Manevi iklimine ulaşmaktan şeref duyduğumuz Regaib gecesinin bizlere sunduğu rahmet ve mağfiret zamanlarını fırsat bilerek, Yüce Allah (cc) ile yakınlarımız ve çevremizle gönül bağlarımızı gözden geçirmeliyiz.

 

 Ülkemizin  birlik ve berberliğini korumak için vatan savunmasında görev alan asker ve polislerimiz ve güvenlik güçlerimiz başta olmak üzere Sendikamıza Üye ve ailelerinin, Diyanet ve Vakıflar çalışanlarının, Türk Milletinin ve bütün İslam aleminin Regaib Kandilini tebrik ediyor, bu gecenin, birlik ve beraberliğe, huzur ve hidayete, Ülkemizin başında dönen terör belasının bitmesine, mazlumların kurtuluşuna, tövbelerin ve dualarının kabulüne vesile olmasını bizleri yaratan ve yaşan Yüce Allah`tan (cc) niyaz ediyoruz.

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 11