|
İLLER BANKASI’NDA MAĞDURİYETLERİN ÇÖZÜLMESİ İÇİN BAŞVURU YAPTIK |
|
|
|
|
Yazar admin
|
|
Çarşamba, 08 Şubat 2012 08:16 |
|
Türk İmar-Sen tarafından İller Bankası’nda çalışanların mağduriyetlerinin giderilmesi için İller Bankası A.Ş Genel Müdürlüğü’ne başvuru yapıldı.
Yapılan başvuruda İller Bankasının Anonim Şirket haline dönüşmesinden sonra çalışanların ücretleri diğer kurumlara nazaran kısmen iyileştirilmiş olsa da bulundukları unvanların kanun ve yönetmelik gereği kaldırıldığı belirtildi.
Yeniden yapılan atamalarda Bölge Müdür Yardımcısı, Başkan Yardımcısı, Şube Müdürü ve Şube Müdür (vekili) olarak görev yapan tecrübeli işinin ehli idarecilerin unvanları alınarak idarecilerin emrinde çalışanlar bunların amiri durumuna getirildiği ifade edildi.
Başvuruda bu durumdaki bazılarının tahsil durumları yeterli olmadığından dolayı uzman sınavına giremediklerine dikkat çekilerek mağdur edildikleri belirtildi. Hiç idareci tecrübesi olmayanlara Şube Müdürü görevi verildiği belirtilerek “En az yirmi yıl emeği geçen idareciler ile yeni işe başlayan sözleşmeli personelin aynı maaşı almaları nedeniyle mağdur edilmiştir ve yeni işe başlayanlar bu kadar tecrübeli ve işinin ehli olan idarecilerin başına görevli olarak verilmiş olup buda emek veren idarecilerin onurunu zedelemektedir.” denildi.
Başvuruda unvanları kaldırılanlar ile yeni işe başlayanlar arasındaki maaş farkının giderilmesi için mağdur olanlara bir defaya mahsusu kıdemli uzmanlık verilmesi veya yeni bir unvan tahsis edilmesi halinde çalışanların moral ve motivasyonun arttıracağına dikkat çekildi.
Ücret dengesizliğinin giderilmesi için İnsan Kaynakları Yönetmeliğinin yeniden gözden geçirilmesi istendi. |
|
4-C'LİLER İÇİN YAZDIĞIMIZ DİLEKÇEYE MALİYE'DEN CEVAP GELDİ |
|
|
|
|
Yazar admin
|
|
Çarşamba, 08 Şubat 2012 08:07 |
Taleplerimiz değerlendirmeye alındı.
Aralık 2011’de Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’e hitaben, 4-C’lilerin sorunlarıyla ilgili olarak yazdığımız dilekçeye Maliye Bakanlığı’ndan cevap geldi.
Cevap metninde Türkiye Kamu-Sen’in taleplerinin yapılacak çalışmalarda değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.
Türkiye Kamu-Sen olarak tüm kamu görevlilerimiz gibi 4-C’li çalışanlarımızın da sorunlarının çözülmesiyle ilgili girişimlerimiz sürecektir. Çalışanlarımızın sorunları özellikle toplu sözleşme sürecinde Konfederasyonumuz tarafından gündeme getirilecek ve değerlendirmeye alınan taleplerimizin hayata geçirilmesi için mücadele edilecektir.
Kamuoyuna duyurulur. |
|
MEVLİD KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN |
|
|
|
|
Yazar admin
|
|
Cuma, 03 Şubat 2012 12:02 |

“Andolsun, Allah’ın Resülünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman,
Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır”.Ahzâb Suresi-21
Rûhum sana âşık, sana hayrândır Efendim!...
Bir ben değil âlem sana kurbandır Efendim!...
Ali Ulvi Kurucu
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (SAV)’in dünyaya teşrifleri olan MevlidKandili’ni 3 Şubat 2012 Cuma günü kutlayacağız.
Merhametin, şefkatin, affetmenin, doğruluğun, adaletin, barışın, cömertliğin, yardımlaşmanın, arkadaşlığın, dostluğun, hoşgörünün ve nezaketin kısaca bütün güzel meziyetlerin timsali Hz.Muhammed (SAV)’dir.
O’nun ahlakı Kur’an ahlakıdır.
Ahlaki ve insani çöküntülerin yaşandığı günümüzde Peygamber Efendimiz’in (SAV) bu güzel ve örnek meziyetleri mevlid günü bizler için dönüm noktası olmalıdır.
Toplumların maddi manevi sıkıntılardan ve bunalımlardan kurtulmasının en önemli reçetesi Hz.Peygamberimiz’in (SAV) örnek yaşayışının; çocuklarımız, gençlerimiz ve tüm halkımıza anlatılmasıdır.
İnsanlara ve haklara saygıyı, adaletin tecelli etmesini, adam kayırmanın önlenmesini, yalancılığın, iftiranın ve rüşvetin son bulmasını sağlamanın en önemli yolu Hz.Peygamberimiz’in (SAV) örnek yaşayışının öğretilmesi ve hayata geçirilebilmesi ile mümkündür.
Vefakârlığın, istişarenin, birlik ve beraberliğin, ailenin ve çocukların öneminin, sevginin örneği Hz.Muhammed (SAV) Efendimizdir. Bu mevlid bizim için de bir doğum olmalıdır.
Bugün insanımızın ve insanlığın ihtiyaç duyduğu bütün güzellikler Yunus’un da dediği gibi;
“On sekizbinâlemin Mustafa’sı,
Adı güzel kendi güzel Muhammed” dedir.
Bu vesile ile;Sevgili Peygamberimizin dünyayı şereflendirmesinin yıldönümü olan Mevlid kandilinin rahmet ve huzur getirmesini, örnek kişiliğini anlamamıza ve yaşayabilmemize, Kur’an-ı Kerim’iokuyabilmemize ve emirlerini yerine getirebilmemize vesile olmasını Rahman ve Rahim olan Yüce Allah’tan niyaz eder, üyelerimizin, bütün kamu çalışanlarının ve İslam âleminin Mevlid Kandilini tebrik ederiz
|
|
TBMM ÖNÜNDE YASAYI PROTESTO ETTİK. |
|
|
|
|
Yazar admin
|
|
Cuma, 03 Şubat 2012 07:37 |
|
Türkiye Kamu-Sen, Meclis Alt Komisyonunda görüşülmeye başlayan Toplu Sözleşme yasa taslağını protesto etti.
Türkiye Kamu-Sen, Meclis Alt Komisyonunda görüşülmeye başlayan Toplu Sözleşme yasa taslağını protesto etti.
Meclis önünde toplanan Türkiye Kamu-Sen üyeleri taraflı yasayı protesto etti. Genel Başkan İsmail Koncuk’un alt komisyonda bulunması nedeniyle açıklamayı Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci yaptı. Açıklamada adalet istediklerini söyleyen Kahveci, yasaların bir gruba ya da kişiye özel değil milletin çıkarına hizmet eden bir anlayışla çıkartılması gerektiğini vurguladı.
Kahveci konuşmasında şunları söyledi:
“Türkiye Kamu-Sen olarak tam 20 yıldır mücadelesini verdiğimiz; kar demeden, yağmur demeden, sıcak, soğuk demeden uğruna alanlara koştuğumuz sendikal haklarımızdan toplu sözleşme hakkı Türkiye Büyük Millet Meclisi Alt Komisyonu’nda görüşülmeye başlandı. Bilinmelidir ki bu tasarı, milyonlarca kamu görevlisi, emeklisi ve aileleri için hayati önem taşımaktadır.Tasarı TBMM gündemine gelinceye kadar kamu görevlileri olarak çok çileler çektik.İsteğimiz, kamu görevlilerinin beklentilerini karşılayacak, sorunlarını çözecek, gelecek için umut olacak bir kanunun hazırlanmasıdır.Ancak siyaset, sendika, entrika üçgeninde, birtakım oyunlarla toplu sözleşme hakkı sulandırılmaya; toplu sözleşme sistemi, sohbet toplantısına döndürülmeye çalışılmaktadır. Malum konfederasyon ise timsah gözyaşları dökerek, “daha fazla ne koparabilirim?” hesapları yaparken; memurları masa başında pazarlamanın da imkânlarını zorlamaktadır.Tasarı ile bugüne kadar AKP’nin vaatlerinin boş olduğu görüldü.Tasarı, adeta hükümetin sendikal ayrımcılığının yasal belgesi haline gelmiş bulunuyor.Adalet katlediliyor; toplu sözleşme masasında hükümeti zorlayacak unsurlar, tek tek bertaraf ediliyor.Memuruyla, emeklisiyle, sendika üyesi olan ve olmayan kamu görevlisiyle 5 milyondan fazla kişiyi kapsayacak bir tasarıda; 500 bin üyeli Memur-Sen tek yetkili kılınıyor. 400 bin üyeli Türkiye Kamu-Sen ve 232 bin üyeli KESK, 1 milyon sendika üyesi olmayan kamu görevlisi ile 2 milyon emekli yok hükmünde kabul ediliyor. Böylece bir konfederasyon, Türkiye Kamu-Sen üyesi adına da, KESK üyesi adına da, hiç üye olmayan kamu görevlisi adına da, emekliler adına da tek söz sahibi yapılmak isteniyor. Adaletsizliğin boyutuna bakın ki, bu toplu sözleşme görüşmelerine kimsenin itiraz hakkı da bulunmuyor.”
Türkiye Kamu-Sen’in, toplu sözleşme tiyatrosunun bir parçası olmayacağını belirten Kahveci,
sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu tasarı ile toplu görüşmeden bile daha geride bir düzenleme getirilmek istenmektedir. Tasarı ile belediyelerde yıllardır yapılmakta olan toplu sözleşmelere de son verilmektedir.Mademki bu sözleşmeler yanlıştı, neden bugüne kadar izin verildi? Madem doğruydu o zaman şimdi neden kaldırılıyor? Mutlaka açıklanmalıdır. Dünyanın hiçbir yerinde yetkili olduğu halde, karar alma sürecinde söz hakkı olmayan bir sendika anlayışı yok. ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, sendikaların kendi üyeleri adına toplu sözleşme yapabilmesinin gerekliliği üzerinde durmaktadır.Ayrıca ILO’nun 98 sayılı sözleşmesi hakkında da “hiçbir sendika, işçilerin salt çoğunluğunu temsil etmediğinde hükümetin, tüm sendikaları üyeleri adına müzakere edilebildiği bir toplu sözleşme sistemi kurması” gerektiğini belirtmiştir.Şu anda Türkiye’de hiçbir memur konfederasyonu kamu görevlilerinin salt çoğunluğunu temsil etmemektedir.Dolayısıyla yetkili konfederasyonların ortak pazarlık yapabilecekleri bir sistem kurulmak zorundadır.Ancak tasarıyla, bir konfederasyon dışındaki konfederasyonlara, alınan kararlara itiraz yetkisi dahi verilmemiştir.Bununla birlikte örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmamış, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun yapısı tek taraflı olarak belirlenmiştir.Kurulun başkanlığı için hükümetin keyfine göre bir atama öngörülmüştür.Kanunla değil de hükümetin atadığı kurul başkanının tarafsız olduğuna inanılabilir mi Böyle bir kuruldan sağlıklı bir karar çıkmasının imkânı yoktur. Bu tasarının özü de ruhu da yasakçı ve ayrımcı anlayışın ürünüdür. Bu haliyle tasarı, yüzlerce mahkeme kararına, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yargılama sonuçlarına, Avrupa Sosyal Şartı’na aykırıdır.Böyle bir kanun tasarısı ILO’nun hiçbir sözleşmesine ve sendikacılığın hiçbir temel ilkesine uygun değildir.Bu tasarı ile memur sendikacılığı yok edilmekte; AKP sendikacılığı oluşturulmaktadır.Bu dalavereye ne 2,5 milyon kamu görevlisi ne de onların tek gerçek temsilcisi Türkiye Kamu-Sen asla izin vermeyecektir.Eğer 4,5 milyon memur ve emekli; 500 bin üyeli bir konfederasyona feda edilir ve sesimiz masa başında kısılmaya kalkılırsa; o zaman bu ses alanlarda yükselir.Hiç kimse Türkiye Kamu-Sen’in bu hukuksuzluğa sessiz kalacağını düşünmesin!Esasen hakların savunulduğu yerler, sadece masalar değil; alanlardır. Şimdi kalem AKP’nin elindedir; davul da tokmak da AKP’nin elindedir; ama alanlar Türkiye Kamu-Sen’indir.Buradan yetkililere sesleniyorum: Nasıl ve ne şekilde kanunlar çıkarırsanız çıkarın, bu gayretleriniz masada, hayali olarak yetkilendirdiğiniz, kâğıttan sendikaların daha etkili olmasını sağlayamayacaktır. Bunlar, ancak sahibinin yetkilendirdiği kadar ses çıkarma hakkına sahiptir. Bunlar, ancak sahibinin sesi olabilir; kamu çalışanlarının sesi olmak yürek ister, cesaret ister.20 yıllık şerefli mazisiyle ve aydınlık geleceğiyle Türkiye Kamu-Sen, herkese etkisini de yetkisini de göstermiştir.Herkes Türkiye Kamu-Sen’in neyi, ne kadar yapabileceğini gayet iyi bilir. Türkiye Kamu-Sen olarak, memurlarımızın umutlarını çalan; hayal tacirliği yapan; kamu görevlilerinin anayasal haklarının önüne set çeken zihniyetin ürünü olan bu yasa tasarısına karşı, her türlü mücadeleyi vereceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.Bu tasarının yasalaşma sürecinin her aşamasına, tüm imkânlarımızla ve enerjimizle müdahil olmaya devam edecek, eylemlerimizi sürdüreceğiz.”
Kahveci, Türkiye Kamu-Sen olarak başta ILO olmak üzere uluslar arası sözleşmelere, evrensel ve demokratik ilkelere saygılı bir sendikacılık,Grev hakkımızın yasal teminata alındığı adil bir Toplu Sözleşme sistemi istediklerini kaydederek sözlerini tamamladı. |
|
ADAM GİBİ TOPLU SÖZLEŞME KANUNU İSTİYORUZ! |
|
|
|
|
Yazar admin
|
|
Perşembe, 26 Ocak 2012 15:29 |
Meclise sevk edilen Toplu Sözleşme yasa tasarısını protesto etmek için TBMM önünde idik.Türkiye Kamu-Sen kamu çalışanlarının 16 aydır beklediği 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu Tasarısını protesto etmek için TBMM önünde basın açıklaması yaptı.
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk tarafından yapılan basın açıklamasında,
”Aylardır bekletilip, memurlardan köşe bucak kaçırılarak hazırlanan tasarı, memurlarımız adına büyük bir hayal kırıklığı olmuştur.” Dedi.
Müzakerelerin hiçe sayıldığı, demokratik ilkelerin iğdiş edildiği, farklı görüşlere tahammül dahi edilmediği, toplu sözleşme sistemi adıyla ucube bir yapının oluşturulduğu bir sendika kanun tasarısı ile karşı karşıya kaldıklarını söyleyen Koncuk, bu tasarıyla anayasa değişikliğinde, toplu sözleşme vaat edilerek, memurlarımızın umutlarının çalındığının belgelendiğini kaydetti.
Taslak incelendiğinde sendikalar arasında Hükümet tarafından açık bir ayrım yapıldığına dikkat çeken İsmail Koncuk, “Toplu sözleşmede sendikaların temsili noktasındaki adaletsizlik, her halde AKP’nin adalet anlayışından başka hiçbir şey değildir.” Dedi.
Koncuk konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bu nasıl bir adalettir ki, taslakta Memur-Sen’in her 128 bin üyesi için bir temsilci, Türkiye Kamu Sen’in her 200 bin üyesi için bir temsilci, KESK’in 232 bin üyesi için bir temsilci düşmektedir. Buna göre genel toplu sözleşmede Memur-Sen 4 temsilci, Türkiye Kamu-Sen 2 temsilci, KESK ise 1 temsilci ile temsil edilecektir. Bu durumda hükümet Memur-Sen’e toplu sözleşmeyi bağıtlama hakkı vermek için adalet mekanizmasını delik deşik etmiştir.Memur Sen toplu sözleşmeyi imzalamazsa Türkiye Kamu-Sen ve KESK Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna itiraz yetkisine sahip bulunmamaktadır. Bu konuda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’e sunduğumuz, “iki konfederasyonun beraberce itiraz yetkisi olmalıdır” teklifimiz, Sayın Bakan tarafından uygun görülmesine rağmen, Kanun tasarısında yer almamıştır.Üçlü Danışma Kurulu toplantılarında konfederasyonların bütün görüşlerinin taslağa yansıyacağına ve kamu görevlilerinin toplu sözleşme hakkının gereğinin yapılacağına dair söz veren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, bırakın görüşlerimizi yansıtmayı, aylardır kamu çalışanlarını oyalamış; konfederasyonlara başka, Bakanlar Kurulu’na başka taslak verme durumuna gelmiştir.
Anlaşılıyor ki hükümet, memurlarla toplu sözleşme yapmak istemiyor; toplu sözleşme masasında dikensiz gül bahçesi istiyor.Hükümet, kurduğu toplu sözleşme tiyatrosuna figüran oyuncu arıyor.Türkiye Kamu-Sen’in memurlarla ilgili hiçbir karanlık senaryoda yer almayacağını görenler, kendi anlayışlarına uygun sendikayı buldular; palazlandırdılar; şimdi de onlarla al takke ver külah toplu sözleşmecilik oynayacaklar.
Bu tasarı ile toplu görüşmeden bile daha geride bir düzenleme getirilmek istenmektedir.
10 hizmet kolunda yetkili olsanız dahi; matematiksel olarak en çok üyeye sahip konfederasyon olamayabiliyorsunuz.Bu durumda tasarı size, toplu sözleşme masasında hiçbir söz hakkı vermiyor.Bununla birlikte hizmet kolunda yetkili bir tek sendikası olmayan bir konfederasyon da en çok üyeye sahip konfederasyon olabiliyor ve hizmet kolları, emekliler, sendika üyeleri ve sendikaya üye olmayan kamu görevlilerinin tamamı hakkında karar alabiliyor. Hal böyleyken; toplu sözleşmelerde alınan kararlara itiraz hakkınız; Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvurma durumunuz dahi olmayacak.Dünyanın hiçbir yerinde yetkili olduğu halde, karar alma sürecinde söz hakkı olmayan bir sendika anlayışı yok.
Varsa da bunun “toplu sözleşme” olarak adlandırılması mümkün değildir.ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, sendikaların kendi üyeleri adına toplu sözleşme yapabilmesinin gerekliliği üzerinde durmaktadır.Ayrıca ILO’nun 98 sayılı sözleşmesi hakkında da “hiçbir sendika, işçilerin salt çoğunluğunu temsil etmediğinde hükümetin, tüm sendikaları üyeleri adına müzakere edilebildiği bir toplu sözleşme sistemi kurması” gerektiğini belirtmiştir.
Şu anda Türkiye’de hiçbir memur konfederasyonu kamu görevlilerinin salt çoğunluğunu temsil etmemektedir.Dolayısıyla yetkili konfederasyonların ortak pazarlık yapabilecekleri bir sistem kurulmak zorundadır.Ancak tasarıyla, bir konfederasyon dışındaki konfederasyonlara, alınan kararlara itiraz yetkisi dahi verilmemiştir.Bununla birlikte örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmamış, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun yapısı tek taraflı olarak belirlenmiştir.Kurulun başkanlığı için ise Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay başkanları ve daire başkanları arasından hükümetin keyfine göre atayacağı bir kişi düşünülmüştür.Böyle bir kuruldan sağlıklı karar çıkmasının imkânı yoktur. Bu tasarının özü de ruhu da yasakçı ve yandaşçı anlayışın ürünüdür.Bu haliyle tasarı, yüzlerce mahkeme kararına, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yargılama sonuçlarına, Avrupa Sosyal Şartı’na aykırıdır.
Böyle bir kanun tasarısının ILO’nun hiçbir sözleşmesine ve sendikacılığın hiçbir temel ilkesine uygun olmadığı da görülüyor.Bu tasarı bir tek ilkeyle örtüşmektedir o da; AKP’nin sendikacılık ve yandaşlık ilkeleridir.Böyle bir tasarının getireceği sisteme de memur sendikacılığı denemez.Bunun adı da olsa olsa AKP tipi sendikacılık olur.Bu dalavereye ne 2,5 milyon kamu görevlisi ne de onların tek gerçek temsilcisi Türkiye Kamu-Sen asla izin vermeyecektir. Hükümetin bilmediği ya da dikkate almadığı husus şudur: sendikacılık, sadece masa başında yapılan görüşmelerle sınırlı bir faaliyet değildir.Masada kamu çalışanlarının pazarlanmasına diğer sendikaların, “iş buraya kadarmış ne yapalım” diyeceğini hiç kimse beklemesin.Esasen hakların savunulduğu yerler, sadece masalar değil; alanlardır.
Alanlarda yapılacak faaliyetler, eylem ve etkinlikler, memuru pazarlayanlara ülkeyi dar edecektir. Nasıl ve ne şekilde kanunlar çıkarırsanız çıkarın, bu gayretleriniz masada sanal olarak yetkilendirdiğiniz, ağababalarına “hayır” deme cesaretine sahip olmayanların etki ve yetkisini artıramayacaktır. Bunlar, ancak sahibinin yetkilendirdiği kadar ses çıkarma hakkına sahiptir. Bunlar, ancak sahibinin sesi olabilir; kamu çalışanlarının sesi olmak yürek ister, cesaret ister.Türkiye Kamu-Sen olarak, memurlarımızın umutlarını çalan; hayal tacirliği yapan; kamu görevlilerinin anayasal haklarının önüne set çeken zihniyetin ürünü olan bu yasa tasarısına karşı, her türlü mücadeleyi vereceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.Bu tasarının yasalaşma sürecinin her aşamasına, tüm imkânlarımızla ve enerjimizle müdahil olmaya devam edecek, eylemlerimizi sürdüreceğiz.
Türkiye Kamu-Sen olarak biz;
Başta ILO olmak üzere uluslar arası sözleşmelere, evrensel ve demokratik ilkelere saygılı bir sendikacılık,Grev hakkımızın yasal teminata alındığı adil bir Toplu Sözleşme sistemi, Örgütlenme özgürlüğünün önündeki tüm engellerin kaldırılması,Toplu sözleşme görüşmelerinde kamu görevlilerinin en geniş şekliyle karar alma sürecine dâhil edilmesi,
Hizmet kolu toplu sözleşme sisteminin oluşturulması,Tüm çalışanlara insan onuruna yakışır bir ücret ve sağlıklı çalışma koşullarının sağlanması,Adil ve demokratik bir Hakem Kurulu istiyoruz.
Kısacası biz;
Adam gibi sendikacılık,
Adam gibi sendika,
Adam gibi toplu sözleşme;
Adam gibi toplu sözleşme kanunu istiyoruz.”
Eyleme Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı ve Türkiye Kamu-Sen Genel Sekreteri Önder Kahveci, Türkiye Kamu-Sen Genel Mali Sekreteri ve Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkanı Nuri Ünal, Türk Büro-Sen Genel Başkanı ve Türkiye Kamu-Sen Genel Teşkilatlandırma Sekreteri Fahrettin Yokuş, Türkiye Kamu-Sen Genel Eğitim Sekreteri ve Türk Ulaşım-Sen Genel Başkanı Nazmi Güzel, Türkiye Kamu-Sen Genel Toplu Görüşme Sekreteri
ve Türk İmar-Sen Genel Başkanı Necati Alsancak, Türkiye Kamu-Sen Genel Mevzuat Sekreteri ve Türk Haber-Sen Genel Başkanı İsmail Karadavut, Türkiye Kamu-Sen Genel Basın Sekreteri ve Türk Enerji-Sen Genel Başkanı Celal Karapınar, Türkiye Kamu-Sen Genel Sosyal İşler Sekreteri ve Türk Yerel Hizmet-Sen Genel Başkanı İlhan Koyuncu ve çok sayıda sendika yöneticisi katıldı.
|
|
Perşembe, 26 Ocak 2012 15:30 tarihinde güncellendi |
|
BU KANTAR SİZİDE TARTACAK |
|
|
|
|
Yazar admin
|
|
Çarşamba, 25 Ocak 2012 15:32 |
|
Behlül Dana Hz. birgün Harun Reşid’den bir vazife istedi. Harun Reşid de ona çarşı pazar ağalığını (denetimini) verdi.
Behlül Dana Hz. hemen işe koyuldu. İlk olarak bir fırına gitti. Birkaç ekmek tarttı hepsi normal gramajından noksan geldi. Dönüp fırıncı ya sordu:
”Hayatından memnun musun, geçinebiliyor musun, çoluk-çocuğunla ağzının tadı var mı?” Adam her soruya olumsuz cevap verdi.Memnun olduğu bir şey yoktu. Behlül birşey demeden ayrıldı ve bir başka fırına geçti.
Orada da birkaç ekmek tarttı ve gördü ki bütün ekmekler gramajından fazla geliyor, eksik gelmiyor. Aynı soruları bu fırının sahibine de sordu ve her soruya olumlu cevap aldı.
Bundan sonra başka bir yere uğramadan doğru Harun Reşid’in huzuruna çıktı ve yeni bir vazife istedi. Harun Reşid, “Behlül daha demin vazife verdik sana ne çabuk bıktın?” dedi.
Behlül Dana Hz. açıkladı:Efendimiz çarşı pazarın ağası varmış. Benden önce ekmekleri tartmış, vicdanları tartmış, buna göre herkes hesabını ödemiş, bana ihtiyaç kalmamış.
Haksızlıkların hesabının mutlaka sorulduğunu ifade eden bu güzel kıssadan hisseden bugünlerde pay alması gerekenlerden Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü yetkilileridir. Çünkü adaletsizlikte ve haksızlıkta sınırları zorlayan uygulamalara imza atmaktadırlar. Kendileri ile kolkola girerek çalışanların taleplerini görmezden gelenlere sağladıkları ayrıcalıklar kabul edilir gibi değildir. Bunu yaparken kantarın topuzunu kaçırmışlar, hiç utanmadan sıkılmadan birlerine nasıl destek olduklarını ilan etmeye başlamışlardır.
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünde Türk İmar-Sen 9 yıldır yetkili sendika olarak kurum idari kurul kararlarının altına imza atarken bu kararların çalışanlar tarafından okunması için internet sitesinden yayınlanması talep etmiş fakat bu talep bir türlü kabul edilmemişti. Fakat yetkili sendika değişince Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ne olduysa fikrini değiştirmiş ve kurum idari kurul kararlarını sitesinden yayınlamaya başlamıştır.
Başlarına taş düşüpte hafızalarını kaybetmediklerine göre buradan birilerine açıkça destek verilmekte, hormon verilerek büyütülen malum sendikaya internet sitesi marifetiyle destek için bir omuz daha atılmaktadır.
İnternet sitesindeki bu ayrımcı tavırlarıyla adaletsizliklerini ve nasıl taraf tuttukları belli olan zihniyet 2011 yılının değerlendirilmesinin yapılacağı ve 2012 hedeflerinin belirleneceği toplantıda da yine bildiklerini okumaya devam etmektedirler.
Çalışanları da ilgilendiren böylesine bir önemli organizasyonda sadece malum sendikayı davet edip onlara konuşma hakkı vererek haksızlıkta zirveye oynamışlardır.
Öncelikle belirtmek isteriz ki bizim böyle bir toplantıda arzumuz çalışanları temsil eden tüm sendikaların yer almasıdır. Her sendika temsilcisi görüşünü ve düşüncesini ifade etsin kurum ve çalışanlarla ilgili vizyonunu aktarabilsin. Fakat bu yapılmamış yetkili sendikaya söz hakkı tanınmıştır. Fakat bu durumda ayrı bir haksızlıktır. 9 yıldır Türk İmar-Sen yetkili iken böyle toplantılara sendikaları çağırmayanlar bu sene neden farklı davranmışlardır. Çalışanların temsilcileri arasında böylesine alenen bir ayrımcılık yapmak hangi yöneticilik sıfatı ile bağdaşmaktadır. Bize kalırsa böyle bir şey yöneticiliğe değil adamlığa bile sığmaz . Unutmayalım ki bazıları da adamdır ama sadece kardan adamdır. Güneş onlara sıcaklığını gösterdiğinde erimekten başka hiçbir şey yapamayacaklardır.
Bu haksızlıklara yapanlara son sözümüzde sizden Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü yetkilileri sizde öncede vardı. Orada çalışanlar sizden öncede emek harcıyorlardı. Onlar her şeyi görüyorlar. Birgün sizde tartılacak ve çalışanlar tarafından kantara çıkarılacaksınız? O zaman haksızlıklarınıza hayıflanacak fakat bunun için artık geç olduğunu anlayacaksınız
Türk İmar-Sen olarak bizi toplantıya davet etmeyen Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü yetkililerinin bu tutumunu kınıyoruz.
|
|
KARAYOLLARINDA TEKNİKERLERE MAAŞ ZULMÜ |
|
|
|
|
Yazar admin
|
|
Pazartesi, 23 Ocak 2012 15:27 |
|
2012 ayında Türkiye’de bir ilk yaşanmış ve 2 milyon memurun maaşı zamsız yatırılarak çalışanlar mağdur edilmişlerdi. Karayolları Genel Müdürlüğü’nde görev yapan teknikerler ise zam bir yana bu ayki maaşlarını düşük olarak almışlardır.
Karayolları genel müdürlüğü teşkilat kanunu ile döner sermayeden yapılan ek ödemede teknikerelere verilen puan 666 Sayılı Karararname ile aşağıya düşürülmüştür. Bu nedenle teknikerler mağdur olmuşlardır.
Eşit işe eşit ücret adı verilen kararname ile yapılan haksızlık nedeniyle oluşan bu mağduriyet giderilmelidir. Karayolları Genel müdürlüğü çalışanların uğradığı bu haksızlığı görmelidirler.
Çalışanların mali haklarında geriye gidişin yaşanması kabul edilemezdir. Bu durum acil olarak düzeltilmelidir.
|
|
Perşembe, 26 Ocak 2012 11:36 tarihinde güncellendi |
|
GÖREVDE YÜKSELME YÖNETMELİĞİ YAYINLANDI |
|
|
|
|
Yazar admin
|
|
Cumartesi, 21 Ocak 2012 10:11 |
|
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği 21 Ocak 2012 tarihihli Resmi Gazete'de yayınlandı. Yönetmelikte yer alan mağduriyete yol açacağınızı düşündüğünüz hususlar ve taleplerinizi sendikamıza iletin.
|
|
Pazartesi, 23 Ocak 2012 13:35 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar admin
|
|
Pazartesi, 16 Ocak 2012 17:13 |
|
Ülke tarihinde bir ilk yaşandı ve kamu çalışanı 15 Ocak’ta zamsız maaş aldı. Türkiye Kamu-Sen 16 aydır toplu sözleşme kanununu çıkartmayan hükümeti protesto etmek için Başbakanlık önünde eylem düzenledi.
|
|
Pazar, 24 Temmuz 2011 07:23 tarihinde güncellendi |
|
Devamını oku...
|
|
Yazar admin
|
|
Pazartesi, 16 Ocak 2012 16:09 |
|
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Kurucu cumhurbaşkanı, aldığı her nefesi Kıbrıs için harcayan büyük Devlet Adamı Sayın Rauf Denktaş vefat etti. Kıbrıs davasının büyük yiğidi Rauf Denktaş'ın idealleri ilelebet yaşayacaktır. Adı ülkesini ile birlikte anılan liderler arasındaki yerini alan Sayın Rauf Denktaş'a Allahtan rahmet yakınlarına ve Türk milletine sabır dileriz. Sadece Kıbrıs Türk'ünün değil, tüm Türk milletinin başı sağ olsun. |
|
FERDİ KAZA SİGORTASI YENİLENDİ |
|
|
|
|
Yazar admin
|
|
Perşembe, 05 Ocak 2012 15:23 |
Türkiye Kamu-Sen’in üyeleri için yaptırmış olduğu “ferdi kaza sigortası” 2012 yılı için 15 Bin lira oldu.
Türkiye Kamu-Sen’e bağlı Türk İmar-Sen, Türk Büro-Sen, Türk Eğitim-Sen, Türk Sağlık-Sen, Türk Yerel Hizmet-Sen, Türk Haber-Sen, Türk Kültür Sanat-Sen,Türk Ulaşım-Sen, Türk Tarım Orman-Sen, Türk Enerji-Sen ve Türk Diyanet Vakıf-Sen üyeleri için ücretsiz Ferdi Kaza Sigortası yenilendi.
FERDİ KAZA SİGORTASI KAPSAMINDA;
23.12.2011-23.12.2012 tarihleri arasında geçerli olmak üzere KORU SİGORTA Yetkili Acentesi Dost-El Hayat Sigorta Aracılık Hizmetleri Ltd. Şti. aracılığı ile;
üyeler için kişi başı 15.000 TL vefat ve 15.000 TL maluliyet teminatlarını kapsayacak şekilde yenilenmiştir.
Üyelerimizden isteyenler eş, çocuk ve 1. derece yakınlarını da grup ferdi kaza sigortası poliçemize dahil ettirebilirler.
-kişi başı 15.000 TL teminat için yıllık ödenecek prim 2,5 TL
-kişi başı 50.000 TL teminat için yıllık ödenecek prim 25 TL
-kişi başı 100.000 TL teminat için yıllık ödenecek prim 50 TL
|
|
Perşembe, 05 Ocak 2012 15:28 tarihinde güncellendi |
|
4/C'LİLER İÇİN BAŞBAKANA MEKTUP |
|
|
|
|
Yazar admin
|
|
Pazartesi, 26 Aralık 2011 08:39 |
|
liler
Başbakan ve tüm Bakanlar Kurulu üyelerine mektup gönderdik4/ C’li çalışanların sorunlarının çözümü için Başbakan ve tüm Bakanlar Kurulu üyelerine mektup gönderdik.
Genel Başkan İsmail Koncuk ve Genel Sekreter Önder Kahveci imzası ile gönderilen mektupta kamuda en zor şartlar altında çalışan kesimin 4/C’liler olduğu vurgulanırken, Haziran ayında sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesi amacıyla yapılan düzenlemede 4/C’lilerin unutulduğu belirtildi.
Maaşlarının son derece düşük olması nedeniyle zor durumda kalan geçici işçilerin, aile yardımı ve çocuk parasından faydalandırılmadığı, döner sermaye ve fazla mesai ücreti de alamadıkları hatırlatılan mektupta, sorunların çözümü için birinci yolun bu personelin kadroya geçirilmesi olduğuna vurgu yapıldı.
Geçtiğimiz yıllarda yapılan düzenlemelerde kurumlara özel değişiklikler yapıldığı ve 4/C’liler arasında çalışma şartları ve özlük hakları bakımından farklılıklar oluşturulduğu belirtilen mektupta, “Kamu istihdamında yeknesaklığın ve adaletin sağlanabilmesinin yolu, kamudaki çok başlı yapıyı sonlandırmaktan ve tüm çalışanların iş güvencesi, sosyal haklar, toplu sözleşmeli ve grevli sendikal hak ve izin haklarını da içeren, insanca yaşayabileceği bir ücret aldığı, asli ve süreklilik arz eden bir statüye kavuşturulmasından geçmektedir. Bu doğrultuda, farklı hukuki statü çerçevesinde istihdam edilen personelin haklarının kadrolu memurlara yaklaştırılması ve mağduriyetlerin acilen giderilmesi bir zorunluluk haline gelmiştir” denildi.
Mektupta, 4/C’lilerin aile yardımı ve çocuk parası gibi sosyal yardımlardan faydalanacağı yolunda sayın Hayati Yazıcı’nın Konfederasyonumuza söz verdiği belirtildi. Bununla birlikte “Anayasamızın eşitlik ilkesinin bir gereği olarak, ayrım yapılmaksızın tüm kamu personeli arasında hakkaniyete uygun bir yapı oluşturulması, sosyal devlet ilkesinin aileyi ve çocukları koruma mantığının, istisnasız tüm çalışanlarımıza uygulanması, Sayın Hayati Yazıcı’nın 7 ay önce verdiği aile yardım ödeneği sözünün hayata geçirilmesini beklemekteyiz” uyarısı yapıldı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ve tüm Bakanlar Kurulu üyelerinin şahsına gönderilen mektupta, “657 sayılı Kanunun 4-C maddesi uyarınca geçici olarak çalıştırılan on binlerce personel ve aileleri, yapılacak düzenleme ve çıkarılacak Bakanlar Kurulu Kararı ile sorunlarının çözüme kavuşturulmasını umutla beklemektedir” denildi.
Bakanlara gönderilen mektubun tam metni ise şu şekilde:
Sayın Başbakanım,
Ülkemizde kamu yönetimindeki çarpıklık, özellikle personel sistemi içinde kendisini göstermektedir. Kamuda 657 sayılı Kanunun 4-A, 4-B, 4-C maddeleri ile kadrolu, sözleşmeli, geçici personel çalıştırılmakta; 4924 sayılı Kanun, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamı gibi çok çeşitli statüde personel istihdam edilmektedir. Dolayısıyla bu durum, kamuda çok başlı ve karmaşık bir istihdam yapısını ortaya çıkarmaktadır. Aynı kurum içinde aynı işi yapan ancak tabi oldukları yasal mevzuatın farklı olması nedeniyle; maaşları, emeklilik hakları, iş güvenceleri, sosyal ve özlük hakları farklı olan kamu görevlileri bulunmaktadır.
Kamu hizmeti sunan çalışanların, birçok farklı hukuki düzenlemelere tabi olması, kamudaki yeknesaklığa da olumsuz etki etmektedir. Bu nedenle aynı kurum içinde aynı işi yapan ancak bir tarafta nispeten yüksek maaş alan diğer tarafta ise insan onuruna yaraşmayan haklarla çalıştırılan kesim aynı anda bulunabilmektedir. Bu tür uygulamalar nedeniyle kamuda aynı işi yapan, aynı özelliklere sahip çalışanlar arasında ücret adaletini sağlamak da sosyal eşitliğe ulaşmak da mümkün olamamaktadır.
Kamu istihdamında yeknesaklığın ve adaletin sağlanabilmesinin yolu, kamudaki çok başlı yapıyı sonlandırmaktan ve tüm çalışanların iş güvencesi, sosyal haklar, toplu sözleşmeli ve grevli sendikal hak ve izin haklarını da içeren, insanca yaşayabileceği bir ücret aldığı, asli ve süreklilik arz eden bir statüye kavuşturulmasından geçmektedir. Bu doğrultuda, farklı hukuki statü çerçevesinde istihdam edilen personelin haklarının kadrolu memurlara yaklaştırılması ve mağduriyetlerin acilen giderilmesi bir zorunluluk haline gelmiştir.
Kamuda çalışanlar arasında en kısıtlı haklara sahip olan kesim ise hiç şüphesiz ki; 657 sayılı Kanunun 4-C maddesi uyarınca çalıştırılan geçici personeldir. Bu kapsamda çalıştırılan personelin yıllık izin, iş güvencesi, sosyal yardım gibi hakları bulunmazken; maaşları da son derece düşüktür. Kaldı ki; 4 Şubat 2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu kararı ile bu çalışanların da kendi içinde farklı uygulamalara gidilmiş, var olan adaletsizlik daha da derinleştirilmiştir. İlgili kararla 4-C statüsünde istihdam edilen kamu görevlerinin bir bölümü için yeni haklar sunulurken, Bakanlar Kurulu Kararı’nın sadece özelleştirme sebebiyle işsiz kalan ve kalacak olan işçilerden 4-C statüsünde istihdam edilenleri kapsaması, büyük bir insan hakkı ihlalini de ortaya çıkarmıştır. Bu nedenledir ki; özelleştirme mağduru olanlar ile ihtiyaç üzerine 4-C’li statüde geçici olarak çalışanlar arasında farklı bir uygulama söz konusu olmuştur. Aynı kanunun aynı bendi uyarınca, belki de aynı kurumda çalıştırılan ve aynı işi yapan personeli farklı uygulamalara tabi tutmak ne adaletle ne de insan hakkıyla bağdaşabilir.
Bununla birlikte 2010 yılında gerçekleştirilen toplu görüşmelerde aile yardımının tüm sözleşmeli personele ödenmesi konusu karar altına alınmış olup, 2011 Genel Seçimleri öncesinde de Devlet Personel Başkanlığından sorumlu bakan olan Sayın Hayati Yazıcı, 19 Nisan 2011'de bir sendika ziyareti sırasında “4-C’li personele aile yardımı ve çocuk yardımı ödenmesi için Bakanlar Kurulu Kararı hazırlandığını” açıklamıştır. Bu açıklamanın üzerinden 7 ay geçmiş olmasına rağmen hala aile yardımı ödeneği için Bakanlar Kurulu Kararı çıkmamıştır. Yıl başında yapılan mevzuat değişikliği ile birlikte tüm sözleşmeli kamu personelinin aile yardımı ödeneği alması sağlanmışken yalnızca 4-C’li personelin bu ödenekten mahrum bırakılması, eşitlik ve hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmayan bir durum arz etmektedir. Anayasamızın eşitlik ilkesinin bir gereği olarak, ayrım yapılmaksızın tüm kamu personeli arasında hakkaniyete uygun bir yapı oluşturulması, sosyal devlet ilkesinin aileyi ve çocukları koruma mantığının, istisnasız tüm çalışanlarımıza uygulanması, Sayın Hayati Yazıcı’nın 7 ay önce verdiği aile yardım ödeneği sözünün hayata geçirilmesini beklemekteyiz.
Bunun yanında yine özel kararlarla bazı kurumlarda görev yapan 4-C’li çalışanların çalışma süreleri birbirinden farklı belirlenmektedir. Buna göre TBMM’de çalışan 4-C’li personel, bir yılda 11 ay 29 gün çalışırken, TÜİK’teki 11 ay 21 gün, özelleştirme kapsamında diğer kurumlarda istihdam edilen 4-C’liler ise yılda 11 ay çalışmakta ve 1 ay boyunca maaş alamamaktadır.. Bu nedenle, yaşanan eşitsizliklerin giderilmesi, adalet ve hakkaniyet beklentilerinin karşılanması için ilgili Bakanlar Kurulu Kararı’nın 4/C statüsünde istihdam edilen kamu görevlilerinin bütününü kapsaması, mevcut sözleşmelerde bu çerçevede değişiklik yapılması ve kapsam dâhilindeki geçici personelin çalışma sürelerinin 12 ay’a çıkarılması gerekmektedir.
Haziran 2011’de kamuda sözleşmeli olarak çalışmakta olan personelin kadroya geçirilmesi sağlanmışken, 4-C’li personelin kapsam dışında tutulması, kamuda sözleşmeli olarak çalışan, kamu görevlileri sendikalarına üye olma hakkı bulunan ve dolayısıyla kamu görevlisi olarak kabul edilmesi gereken 4-C’li personelin bir kez daha mağdur edilmesine neden olmuştur. Bu bakımdan Anayasanın eşitlik ilkesi adına 4-C’li personelin de kadroya geçirilmesi uygun olacaktır. 657 sayılı Kanunun 4-C maddesi uyarınca geçici olarak çalıştırılan on binlerce personel ve aileleri, yapılacak düzenleme ve çıkarılacak Bakanlar Kurulu Kararı ile sorunlarının çözüme kavuşturulmasını umutla beklemektedir.
Türkiye Kamu-Sen olarak 657 sayılı Kanunun 4-C maddesi uyarınca istihdam edilen geçici personelin durumlarının iyileştirilmesi için yakın zamanda çıkarılacak olan Bakanlar Kurulu kararında aşağıdaki hususlara da yer verilmesinin zorunlu olduğunu vurgulamak istiyoruz:
• 4-C statüsünde personel istihdamı sınırlanmalı, asli ve sürekli hizmetlerde bulunan personel kadroya geçirilmelidir.
• Farklı kararlarla, kurumlara özel ödemeler kaldırılarak tüm 4-C’li personelin maaşları, emsali kadrolu personelin maaşları ile orantılı olarak belirlenmeli, tüm 4-C’li personelin özlük hakları kurum farkı gözetilmeksizin eşitlenmelidir.
• 4-C personelinin de sosyal yardımlardan faydalanması sağlanmalıdır.
• Bu kapsamdaki personelin fazla çalışma ücretinden faydalandırılmaması, ILO sözleşmelerine ve insan haklarına aykırı bir uygulamadır. 4-C personeline de fazla mesai ücreti ödenmelidir.
• 4/C statüsünde istihdam edilen personelin; eş durumu dolayısıyla yer değiştirmesi ve askerlik dönüşü göreve başlaması sağlanmalıdır.
• 4/C statüsünde istihdam edilen personel üzerinde yöneticiler ve amirler tarafından oluşturulan keyfi uygulamalara son verilmelidir.
• 4/C statüsünde istihdam edilen kamu görevlilerinin, görev tanımları yapılmalı, sicil ve taltif uygulamaları gibi konularda yasal mevzuat çalışmaları yapılmalıdır.
• Sözleşmelerden damga vergisi ödemesi zorunluluğu kaldırılmalı, 6111 sayılı torba kanunla diğer sözleşmeli personel için getirilen bu hakkın 4-C’li personel için de geçerli olabilmesi amacıyla düzenleme yapılmalıdır.
657 sayılı Kanunun 4-C maddesi uyarınca geçici olarak çalıştırılan on binlerce personel ve ailesi, çıkarılacak Bakanlar Kurulu kararı ile sorunlarının çözüme kavuşturulmasını beklemektedir.
Gereğini arz ederim.
Saygılarımla.
|
|
Perşembe, 05 Ocak 2012 15:28 tarihinde güncellendi |
|
ŞEYTANIN AVUKATI FRANSA'YI KINIYORUZ! |
|
|
|
|
Yazar admin
|
|
Cuma, 23 Aralık 2011 17:01 |
Türkiye Kamu-Sen, Ermeni yasa tasarısını meclise sunan Fransa’yı protesto etmek için Büyükelçilik önüne siyah çelenk bıraktı.
Eyleme Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkanı Nuri Ünal, Türk Büro-Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş, Türk Ulaşım-Sen Genel Başkanı Nazmi Güzel, Türk İmar-Sen Genel Başkanı Necati Alsancak, Türk Haber-Sen Genel Başkanı İsmail Karadavut, Türk Enerji-Sen Genel Başkanı Celal Karapınar, Türk Tarım Orman-Sen Genel Başkanı Ahmet Demirci, Türk Emekli Sen Genel Başkanı Osman Özdemir ve Birleşik Emekliler Derneği Genel Başkanı Nuriye Akcan ile çok sayıda genel merkez yöneticisi katıldı.
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, eylemde basın açıklaması yaparak Fransa’yı eleştirdi. Fransa’da “Ermeni soykırımı olmamıştır.” diyenleri cezalandırmak amacıyla hazırlanan yasa tasarısını kınamak için düzenlenen eylemde Genel Başkan İsmail Koncuk, “Yıllardır dost diye tanımladığımız bir ülkenin böyle bir tutum içine girmesi ve ifade özgürlüğünü hiçe sayan bir kararla böyle bir tasarıyı meclisinden geçirmesi kabul edilemez bir durumdur.” Dedi.
“Her fırsatta düşünce ve ifade özgürlüğünden bahseden; Türkiye’de askere, sivile, beşikteki bebeğe kurşun sıkan bölücü örgüt mensuplarını, düşünen adam sınıfına koyanlar, nedense kendi fikirleri dışındaki hiçbir fikre tahammül edememekteler.” Sözleriyle tepkisini dile getiren Koncuk, Türk Milletinin, ezelden beri bütün ihtişamı ile gelmiş geçmiş tüm bireylerinin gurur duyduğu şanlı bir tarihe sahip olduğunu vurguladı.
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk konuşmasına şöyle devam etti:
“Sözde Ermeni soykırımının gerçek olmadığını kanıtlayan Türk tezi ifadelerinin yasaklanması” üzerine kurulan tasarıyı şiddetle reddediyoruz. Fransız tarihçilerin de çeşitli kereler ifade ettiği gibi tarihin, bir parlamentonun politik oylarıyla ve Ermeni diasporasıyla değiştirilemeyeceği açıktır. Şimdilerde Fransız Meclisinin bu son tasarısı ile Fransa’daki hiç kimse, “Türk tarafının bir katliam yapmadığını” iddia dahi edemeyecektir. Fransızların bu kararlarının, İnsan Hakları Sözleşmesinin temelleriyle çeliştiği de açıktır. Buradan Fransa’ya diyoruz ki; bu tip suni ve politik gündemler yaratarak, İnsan haklarına aykırı kanunlar çıkartarak, ne gerçekleri ne de tarihi değiştirebilirsiniz. Türk milleti bu haksızlığın hesabını mutlaka sorar.
Pek çok uluslararası tarihçinin de önceden belirttiği gibi savaş trajedisinde Fransız tasarısının aksi olarak o dönemlerde 523 bin Türk ve Müslüman insan hayatını kaybetmiştir. Ayrıca “katliam” yasal bir terim olarak bir suçu tanımlamaktadır. Ne Uluslararası Adalet Divanı ne de Türkiye’deki diğer yetkili mahkemeler, Türkleri bu şekilde suçlayamaz. Yetkili bir mahkemenin kararı olmadan bir suçun, bir millete, bir gruba veya şahsa mâl edilmesinin adı yalandır, iftiradır. Bu nedenle Fransız hükümetini, doğru adım atmaya çağırıyoruz.
Ülkemize ve milletimize demokrasi dersi vermeye kalkanların ve sözde Ermeni soykırımı hakkında aleyhimizde karar alan ülkelerin, ellerindeki soykırım kanı daha kurumamıştır.
Bu ülkelerin yaptığı zulüm, işkence ve soykırımlar insanlık tarihinde kara bir leke olarak durmaktayken, gerçekte olmamış bir olayı, sırf siyasi nedenlerden dolayı olmuş gibi göstermek, bu milletlerin, tarih önünde kendilerini temize çıkarma ve kirli tarihlerin unutturma çabasından başka bir şey değildir.Bu milletlerin tarihinde engizisyon mahkemeleri vardır. Kendi düşüncesinde olmayanları yakmak vardır.Dünya dönüyor dediği için insanları hapsetmek vardır. Bu milletlerin tarihlerinde gerçekleri değiştiremedikleri zaman, gerçekleri söyleyenleri yok etmek vardır. Bugün de; değiştiremeyecekleri bir tarihi gerçek karşılarında durmaktadır: Türkler asla Ermenilere soykırım yapmamışlardır. Bu gerçeği değiştiremeyeceklerini bilenler, gerçekleri duymaya dahi tahammül edememektedirler.
Bu nedenle de böyle bir yasa tasarısını parlamentolarına kadar getirebilme bedbahtlığını göstermişlerdir.
Kendini sütten çıkmış ak kaşık sanan Fransızlar ise tarihin karanlık sayfalarına, uzun süreli Afrika Katliamlarıyla geçmiştir. 1954-1962 arasında gerçekleştirilen büyük bağımsızlık savaşında Fransız işgalciler bir buçuk milyon Cezayirliyi hunharca katletmişlerdir. Fransa, bu tarihlerde Gine, Kamerun, Gabon, Çad ve Benin gibi diğer Afrika ülkelerinde de benzer katliamlar gerçekleştirmiştir. Fransa’nın yalnızca Ruanda’da katlettiği insan sayısı 800 bindir.
Bu katliamlar, Ortaçağ'ın karanlık zihniyetiyle değil 20. yüzyılın yani modern çağın felsefesiyle, insan hakları, uluslararası hukuk gibi kavramların bütün dünya kamuoyunun literatürüne girdiği bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Bu zihniyet; nasıl ki aldığı mahkeme kararı ile dünyanın döndüğü gerçeğini gizleyemediyse, Türklerin Ermenilere soykırım yapmadığı gerçeğini de gizleyemeyecektir. Fransız meclisinden geçen bu kararın parlamentoda da onaylanması durumunda iki ülke ilişkilerinde onarılamaz yaralar açılacaktır.
Fransa’nın, kendi içindeki kirli oy hesaplarında Türkiye’yi kullanmak gibi bir hakkı yoktur.
Fransa’nın tarihle yüzleşmek gibi bir derdi varsa önce kendi kanlı tarihiyle yüzleşmesi ve elindeki kanı temizlemesi gerekiyor.Bir hesap verilecekse Fransa Cezayir’in, Afrika’nın, Ruanda’nın hesabını versin. Bilinsin ki dünya üzerinde Türk’e insanlık dersi vermek, değil Fransızların, hiçbir milletin haddine değildir. Türk milleti soykırım yalanına kurban edilemez. Bize böyle bir iftirayı reva görenlere karşı sessiz kalmamız düşünülemez. Bu noktada devlet olarak, derhal Fransız mallarına boykot başlatılmalı, Fransa’yla yapılmış ikili anlaşmalar gözden geçirilmeli, devlet tarafından Fransa’ya verilen ihalelerin iptali gündeme gelmelidir.
Buradan sanayici ve iş adamlarımıza da seslenmek istiyorum: Paradan daha önemli şeyler de var. Biliyoruz ki sizler, bu ülkenin bir ferdi olarak, milli davamız için maddi çıkarları elinizin tersiyle itebilecek hasletlerin sahibisiniz. Fransa’yla olan ticari ve ortaklık ilişkilerinizi gözden geçirin ve sizleri bu noktaya getiren milletimize olan borcunuzu bu şekilde ödeyin.
Türkiye Kamu-Sen olarak, devletimizi, halkımızı, tüm sivil toplum kuruluşlarımızı ve özellikle de üniversitelerimizi, Batının çirkin yüzüne ayna tutmak adına, Türk düşmanlığı konusunu iç ve dış kamuoyunun gündemine taşımaya ve en kısa zamanda, uzun soluklu bir kampanya başlatmaya davet ederken, bu alçak ve haddini aşan girişimlerden derhal vazgeçilmesi ve özür diletilmesi için üzerimize düşen görevi yapacağımızı Türk kamuoyuna bildiririz.”
Açıklamanın ardından Fransa Büyükelçiliği önüne siyah çelenk bırakıldı. |
|
DOSTLAR ALIŞVERİŞTE GÖRSÜN |
|
|
|
|
Yazar admin
|
|
Cumartesi, 17 Aralık 2011 13:42 |
|

Çok Değerli İller Bankası Çalışanları;
Anadolu’da bir deyim vardır dostlar alışverişte görsün diye. Bu deyim iş yapmayan ama iş yapıyormuş gibi göstermeye çalışanlar için kullanılır. Yani meydandadırlar ama meydanın hakkını vermekten uzaktırlar. Birileri çalışır onlar sadece bakarlar. Sıfatlarını ortaya çıkartarak çalışıyor gibi yapmayı da asla ihmal etmezler. Çünkü bu onların en iyi yapabildikleri iştir.
Böyle görülme usullerinden biride İller Bankası’nın yaşadığı dönüşüm sürecinde ortaya çıkmıştır. Bir iş yapan varken, birde yapıyormuş gibi görünen olmuştur.
Türk İmar-Sen İller Bankası’nın Anonim Şirkete dönüşmesi için yapılan çalışmalarda ve bu dönüşümü düzenleyen yasanın uygulamasında çalışanların hak ve menfaatlerinin korunması, yeni kazanımlar eklenmesi ve mağduriyetlerin giderilmesi için yoğun bir mücadele ortaya koymuştur.
Sendikamız çalışanların beklentilerini ve sorunlarını bürokraside Genel müdürlük düzeyinde, siyasi alanda Sayın Bakan’a kadar iletti. Yine kararlılıkla gerek resmi başvurular gerekse ikili görüşmelerle çalışanlar adına süreci devam ettirmektedir.
Sayın Genel Müdürde görevinden ayrılmadan önce mağduriyetlerin giderilmesi için Kariyer Uzmanlığı Sınavının tarihini belirlemişti. Ancak siyasi irade bu konuda çalışanları mağdur edecek bir irade ortaya koyarak sınavı ertelemiştir. Türk İmar-Sen bu gelişme üzerine kısa bir zamanda Sayın Bakana bir yazı yazarak resmi yolla bu ertelemenin gerekçesini sormuştur.
Sendikamız konuyu TBMM’ye bile taşımıştır. Girişimlerimiz neticesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bütçesi ile ilgili görüşmelerde, önce Plan ve Bütçe Komisyonunda ardından TBMM genel kurulunda milletvekilleri tarafından Sayın Bakana soru olarak yönetilmesi de tamamen bizim gayretlerimizin bir sonucu olmuştur. Merak edenler bu konuda tutanakları inceleyebilirler. İller Bankası A.Ş çalışanlarının sorunlarının nasıl gündeme taşındığını görürler.
İşte çalışanlar adına muazzam bir şekilde yürütülen mücadelenin v titiz çalışmalarda imza hep aynı kalemden yani Türk İmar-Sen’den çıkmaktadır. Biz işi hem de hakkını vererek yapıyoruz. Yaptığımız her çalışmanın bilgisi ve belgesi vardır. Kamuoyuna ilan edilmiştir. Herkes tarafından da takdir edilmiştir.
Türk İmar-Sen böylesine yoğun bir mücadele sürecine mührünü basarken, bazı sendikaların ise en iyi yaptıkları marifetleri ise uyumak olmuştur. Uykularından arada bir gözlerini açarak web sayfalarına koydukları birkaç görüntü vererek bir şeyler yaptıklarını ifade etmek isteseler de çalışanın hakkını değil, kendi menfaatlerini düşündükleri açıkça görülmektedir. Çünkü bunlar çalışanların mağduriyetlerinden hiç bahsetmemekte veya çözüm üretmemektedirler. Sadece boş Vaatlerle günü kurtarma telaşındadırlar.
Dostlar alışverişte görsün deyiminin hakkını vererek yaptıkları bu mücadele türü sendikal tarihte elbetteki yerini alacaktır. Bu tür mücadelenin yazıldığı sayfaların renginin siyah olacağını tahmin etmek hiçte zor olmayacaktır. Onları kendi hallerine bırakmak en iyisi olacaktır.
Bize düşen yine daha öncelerde de yaptığımız gibi yine çalışanlar için mücadeleye devam etmek olacaktır. İller Bankası özelinde ise yine yönetmelik değişikliği talebi gündeme getirilmiş bununla ilgili olarak Yönetim Kurulu Başkanlığına ve Genel Müdürlüğe resmi olarak başvuru yaparak sorunlara kısa sürede çözüm aranması istenmiştir. İller Bankasının A.Ş olması nedeniyle kısmen maaşlarında artış görünse de son çıkan 666 Sayılı KHK ile maaşların düşme noktasına geldiği yetkililere hatırlatılmıştır.
İller bankası çalışanları için gösterdiğimiz bu mücadele hizmet kolumuzda bulunan tüm kurumların çalışanları için gösterdiğimiz mücadelenin bir örneğidir. Tüm çalışanların haklarını almaları ve mağduriyet yaşamamaları için mücadele ettik. Etmeye de devam edeceğiz. Yolumuzdan asla dönmeyeceğiz.
Kısacası biz yine gerçek sendikacılığı yapacağız, birileri yine yapıyormuş gibi görünmek için meydana çıkacak, dost alışverişte görsün diyerek pazarda boş boş dolaşacak. Hiç kimseye de faydaları olmayacaktır. |
|
TÜRK İMAR-SEN ORTA KARADENİZ’DE |
|
|
|
|
Yazar admin
|
|
Salı, 13 Aralık 2011 09:23 |
|
Türk İmar-Sen Doğu Karadeniz’den sonra Orta Karadeniz’de de ziyaretlerine devam ediyor. Çalışanlar ile bir araya geliyor.
Son olarak Türk İmar-Sen Samsun Şubemizin hazırlamış olduğu program çerçevesinde Genel Sekreter Mehmet Başpınar ve Genel Mali Sekreterimiz Cebrail Yıldız ile Samsun Şube Başkanımız Mustafa Çakır, Samsun Şube Yöneticilerimiz Mustafa Çertel ve Deniz Can Baran birlikte Ordu İlimizde hizmet kolumuzda yer alan kurumları ziyaret ettiler.
Ordu’da bulunan Karayolları Tünel İşletme Şefliği’nde çalışanlar ile bir araya geldiler. Ordu ziyaretinin ardından Samsun’a bağlı Terme ve Çarşamba ilçelerinde kurumlarla çalışanlarla görüştüler. Sorunlarını dinlediler. İlçe ziyaretlerinden sonra akşam Samsun Şube Yönetim, Denetleme ve Disiplin Kurulları ile birlikte Amitos Otel’de yemekli bir toplantı düzenlenerek istişare gerçekleştirildi. 2012 yılında yapılması gerekenler görüşüldü. Toplantıda ayrıca başka bir kuruma geçiş nedeniyle şube yönetim kurulu üyeliğinden ayrılan Mahiye Öztürk’e bir plaket verildi.
Karadeniz bölgesi ziyareti çerçevesinde 13 Aralık günü Sinop, 14 Aralıkta Samsun merkez 15 Aralık’ta da Amasya ziyaret edilecek. Ayrıca 16 Aralık’ta da Sivas ilinde çalışanlarla bir araya gelinecek.





 |
|
Çarşamba, 14 Aralık 2011 14:57 tarihinde güncellendi |
|
GENEL BAŞKANIMIZ ANKARA’DA KURUMLARI ZİYARET ETTİ |
|
|
|
|
Yazar admin
|
|
Salı, 13 Aralık 2011 08:53 |
|
Türk İmar-Sen Genel Başkanı Necati Alsancak Ankara’da hizmet kolumuzda yer alan bazı kurumları ziyaret ederek çalışanlarla bir araya geldi.
Genel Başkanımız Necati Alsancak 6 Aralıkta Çevre Şehircilik İl Müdürlüğünü, 8 Aralıkta Keçiören Tapu Müdürlüğü, 9 Aralıkta da Çankaya Tapu müdürlüğünü ziyaret etti. TOKİ’de Kurum İdari Kurul toplantısına katıldı.
Yapılan ziyaretler ve toplantı ile ilgili bir değerlendirme yapan Türk İmar-Sen Genel Başkanı Necati Alsancak “ Ankara’da hizmet kolumuzda yer alan bazı müdürlükleri ziyaret ederek çalışanlarla bir araya geldik. Onların sorunlarını çalışma yerlerinde gördük. Ayrıca TOKİ’de yaptığımız kurum idari kurul toplantısı ile de çalışanların sorunlarının çözümünü görüştük.” dedi. Alsancak bu tür ziyaretlere devam ederek çalışanlarla bir araya geleceklerini ifade etti. |
|
Çarşamba, 14 Aralık 2011 14:58 tarihinde güncellendi |
|