MANŞET HABERLER
GİRİŞİMLERİMİZE CEVAP GELDİ PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Cuma, 22 Mayıs 2015 15:58

 


Türk İmar-Sen  çalışanların mağduriyetinin çözümü için girişimleri kamuda yankı bulmaya devam ediyor. Son olarak sendikamız teknik personelin ek özel hizmet tazminatından yararlanması için Başbakanlık’a başvuru yapmıştı. Başbakanlık konunun Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na ilettiğini belirten bir cevap gönderdi.

İkinci olarak Çevre Şehircilik Bakanlığına başvuru yapmış ve atama ve yer değişikliği yönetmeliği ile ilgili taleplerimizi iletmiştik. Bu konuda sendikamıza verilen cevapta talebimize yönelik hususların yönetmelik çalışmasında değerlendirileceği şeklinde olmuştur. 


 

Cuma, 22 Mayıs 2015 16:06 tarihinde güncellendi
 
19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI KUTLU OLSUN PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Salı, 19 Mayıs 2015 10:23

Eşsiz vatanımızın düşmanlar tarafından işgal edilmesinin ardından, Türk milletinin sinesinde alevlenen özgürlük ve bağımsızlık ateşi, Atatürk’ün 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkmasıyla birlikte, tüm vatan coğrafyasını kuşatmıştır.

Devamını oku...
 
İLLER BANKASINDA KİRLİ OYUNLARA ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Cumartesi, 16 Mayıs 2015 08:30

İller Bankasında yıllardır bir türlü alamadıkları yetkiyi almak için, çalışanın teveccühü yerine türlü türlü oyunları bu sene sahneye koyanlar utanmadan birde sendikamıza dil uzatmışlardır.  Usulsüzlüklerine kılıf uydurma telaşına girmişlerdir.

Yetki süreci için önemli bir gün olan 14 Mayıs’ta İller bankası veznesinin ek bordro ve diğer işlemler için 16:00’ya kadar açık olacağı sendikamıza bildirilmiştir. Ancak kapalı kapılar ardında malum sendika temsilcilerine el altından saat 16.00’dan sonra süresiz açık tutulacağı talimatını veren yetkililer bunun hesabını er ya da geç vereceklerdir.

Bu vebalin altında inim inim inleyeceklerdir. Sendikamızın Ankara 4 Nolu Şube Başkanı Ethem Yaşar YILMAZ ilkeli sendikacılık gereği kurallara uyarak saat 16.00 ya kadar yapmış olduğu üyelerin ek bordro işlemlerini tamamlamış ve 16 üye farkı ile yetkiyi Sendikamıza kazandırmıştır.

Ancak tüm kirli ittifaklara rağmen yetkiyi aldığımız birilerine haber verilerek veznenin kapanış saati uzattırılmış ve yeni bir oyun tezgâhlanmıştır.

Aradaki farkın kapatılması için baskı uygulanarak son dakikada üye yaptırılarak farkı kapatmanın mücadelesini sahada değil veznede sürdürmüşlerdir. Bu vesile ile İller Bankasında ki bazı yetkililer sendikal ayrımcılık yaptıklarını kanıtlamışlardır. İlkeli sendikacılık Kamu Çalışanlarının hak ve hukukunun korunması ve gelişmesi için mücadele etmektir. Malum sendika dört yıldır Genel olarak yetkili olmasına rağmen hem İller Bankası Çalışanları hem de genel olarak tüm memurlarımız için hükümetin önerdiği tekliften daha aşağı zam alarak tarafını belli etmiştir.

Genel yetkili oldukları yıldan itibaren İller Bankası çalışanları için hiçbir mücadele vermeyen, İLBANK Yasasının oluşturduğu mağduriyetlere ses çıkarmayanların yetkiyi çalışan teveccühü ile değil de ancak böylesi  oyunlarla almaya çalışmaları ne derece kirli bir anlayışa sahip oldukları göstermektedir.

Malum sendika illegal oyunlarıyla ve baskıyla üye yapmanın dışın da oyunlarına yeni bir oyun eklemek isterken Şube Başkanımızın dikkatini çekmiştir.  Biz Sendika olarak her yerde doğrunun dürüstlüğün olmasından yanayız bu sebeptendir ki saat 16.00 da kapatılması gereken bir veznenin talimatla açık olmasının ve işlem yapmasını fark edildiği an usulsüz iş yapmanın zararını görmemek adına haklarımızı savunmak en doğal hakkımızdır. Şube Başkanımız İller bankasında görevli olmayan ve aynı zamanda sendikal görevi de bulunmayan bir kişinin vezne de üye formları ile uğraştığı görmüştür.

İller Bankasında görev yapmayan ama bankanın veznesinde ve sendika formları ile uğraşan yabancı şahıs Şube Başkanımız Ethem Yaşar Yılmaz tarafından uyarılmıştır. Uyarıya rağmen bu şahsın veznede durmaya devam etmesi nedeniyle bir tartışma yaşanmıştır.

Bu şahsın Bayındır Memur-Sen’in çalışanı olduğu ve İller Bankası ile hiçbir alakası olmadığı anlaşılınca hukuksuzluklarının ve kirli oyunlarının üzerlerini örtmek için bize şiddet uyguladılar yalanına sarılmışlardır.

İller Bankasından bir temsilci yerine vezneye sendikada çalışan bir işçiyi gönderecek kadar sendikal faaliyetlerden uzak ve sendikal bilgiden yoksun bu zevatların attıkları çamur her zaman olduğu gibi yine üstlerine yapışmıştır.   Yoksa sendikal bilgileri varda İller Bankasına kendilerini gelmeye yürekleri mi yoktur da kimsenin tanımadığı birini göndermişlerdir? 

Bütün sendikal varlıklarını mevcut iktidara borçlu oldukları alenen bilenen ve bunun diyeti olarak toplu sözleşmede hükümetin teklifinden bile daha düşük bir zam oranına evet diyen bu zihniyete diyeceğimiz sizin bir yolunuz yoktur. Kraldan çok kralcı olanların Makam koltuğunu gücü, idarenin gölgesinde üye yapanların bize baskı yapıyorlar suçlamasını da yöneltmesi gülünüp geçilecek bir durumdur.

Bunlar sendika değil olsa olsa ancak bir menfaat örgütüdür.  Ahlaklı bir tavırdan yoksun olarak varlıklarını sürdürerek çamur çukurunun içinde debelenmeye devam etmekte onlara yakışmaktadır. Ama şunu iyi bilsinler ki neyin gölgesinde, kimin dizinin dibinde olursanız olun sizden hesap sormaya ve yaptığınız hukuksuzluklara karşı çıkmaya devam edeceğiz.

                                                                                                                                                 Türk İmar-Sen Genel Merkezi  

 

Cumartesi, 16 Mayıs 2015 08:50 tarihinde güncellendi
 
Miraç Kandiliniz Mübarek Olsun PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Cuma, 15 Mayıs 2015 11:26

Bu gece, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V) insanlık adına Âlemlerin Rabbiyle buluştuğu ve insanlığın kurtuluşu için çeşitli müjdelerle geri döndüğü Miraç Kandili.

Tüm İslam âleminin Miraç Kandilini kutlar, tüm insanlığa hayırlar getirmesini yüce Allah'tan niyaz ederiz.

 
AFAD’dan Başvurumuza Cevap PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Salı, 12 Mayıs 2015 15:35

 

 


Türk İmar-Sen olarak AFAD’a bir başvuru yaparak il özel idaresi ile imzalanan sosyal denge sözleşmesinden kaynaklanan tazminatların dava açılmadan tüm İl Afet ve Acil Durum Müdürlüklerinde görev yapan çalışanlara ödenmesini istemiştik.

Yaptığımız başvuruya AFAD’dan Genel Cevap Aşağıda Yer Almaktadır:


 

 

Salı, 12 Mayıs 2015 15:45 tarihinde güncellendi
 
MEMURUN TEMMUZ ZAMMI VERGİYE GİDECEK PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Pazartesi, 11 Mayıs 2015 15:12

Memurların Haziran ayında alacakları zam, cebine girmeden vergiye gidecek. Temmuz maaş zammı bile vergi artışının gerisinde kalacak. Memurun maaşı Haziran sonrasında azalacak.

Vergi sistemindeki adaletsizlik, gelir dağılımını olumsuz yönde etkileyen etkenlerin başında geliyor. Özellikle çalışanların ödediği vergi miktarı, birçok işadamını geride bırakırken, çalışanlardan kesilen ve kaynağından toplanan hazır vergi, Devletin ana gelir kaynağı haline gelmiş durumda. Hal böyle olunca, Hükümet de yıllardır, vergi toplamanın en kolay kaynağı çalışanlar üzerindeki vergi yükünü, giderek artırıyor. Gelir vergisi oranlarını belirleyen kazanç dilimlerinin yıllar içinde neredeyse hiç artmaması nedeniyle çalışanlar, daha yılın ilk aylarında bir üst kazanç dilimine geçiyor ve ödedikleri gelir vergisi oranı %15’ten %20’ye çıkıyor. Öyle ki, %15 oranında gelir vergisi kesilen brüt kazanç dilimi üst sınırı 2009 yılında 8,7 bin lira iken 2015 yılında bu rakam 12 bin lira oldu.

2015 yılı için geçerli olan gelir vergisi dilimlerini belirlerken, enflasyon ve yeniden değerleme oranlarını dikkate almayıp, alt vergi dilimi bin lira artıran Maliye Bakanlığı, daha fazla vergi toplamak derdine düşünce, düşük maaşlı memurların bile ödeyeceği gelir vergisi oranları da Haziran ve Temmuz aylarında %15’ten %20’ye çıkacak.

Memurların tamamı Ekim ayına kadar %20’lik gelir vergisi dilimine girmiş olacak 

Hükümet, çalışanlar üzerindeki vergi yükünü iyice artırıp, 2014 yılında 11 bin lira olan %15’lik gelir vergisi üst sınırını, 2015 yılı için yalnızca 12 bin lira olarak belirleyince bütün ücretlilerin 2015 yılı içinde bir üst vergi dilimine geçmesi ve 5 puan daha fazla vergi ödemesi kesinleşti. Bu politikalar sonucunda, asgari ücretli çalışanlar da 2015 yılı içinde bir üst kazanç dilimine geçeceklerinden, Aralık ayında ödeyecekleri gelir vergisi %15’ten %20’ye çıkacak ve maaşları azalacak.

15 Haziran itibarı ile maaşları %3 oranında artacak memurların büyük çoğunluğu, bu ay maaş bordrolarına baktıklarında kötü bir sürprizle karşılaşacaklar. Doktor, öğretmen, hemşire, KİT çalışanı, sözleşmeli personel gibi birçok kamu görevlisinin ödediği gelir vergisi oranı çoktan %20’ye yükseldi bile. Böylece Hükümet, memurlara %3 zammı daha vermeden, vergiler yoluyla %5 kesinti yapıp, verdiğini fazlasıyla geri almış oldu. Diğer kamu görevlileri ise önümüzdeki birkaç ay içinde aynı makûs kaderi paylaşacak; Eylül ayına gelindiğinde bütün memurların ödeyeceği gelir vergisi oranı %20’ye çıkmış olacak ve enflasyon yükselmeye devam ederken maaşları artmak yerine azalacak. 

En fazla mağduriyeti KİT çalışanı ve sözleşmeli personel yaşıyor

KİT’lerde ya da diğer kuruluşlarda çeşitli adlar altında sözleşmeli olarak çalıştırılan sözleşmeli personel, hiç şüphesiz ki, gelir vergisi bakımından en mağdur kesim. Gelir vergisi matrahı 3200 lira dolayında, maaşı yaklaşık 2500 TL olan bir sözleşmeli personel, Nisan  ayında kısmen bir üst vergi dilimine geçti. Bu personel Mayıs ayında ise tamamen %20 üzerinden vergilendirilecek.

Mart ayında 480 lira gelir vergisi ödeyen bu personel, Nisan ayında 520 lira gelir vergisi ödedi. Mayıs ayında ödediği gelir vergisi 640 liraya çıkacak olan personel; Temmuz ayında ise tam bir hezimet yaşayacak. Öyle ki, Temmuz ayında %3 zamla birlikte maaşına 75 lira zam gelecek olan sözleşmeli personelin ödediği gelir vergisi ise tam 659,2 lira olacak. Buna göre 2015 yılının Ocak ayında eline 2500 lira geçen sözleşmeli personel, Temmuz ayında ancak 2395,8 lira maaş alabilecek.

Buna göre, sözleşmeli personelin eline geçen ücret, aldığı %3 zamma rağmen %4,2 azalmış olacak.  

Doktorlar vergi adaletsizliğinden dolayı daha düşük maaş alacak

Türkiye Kamu-Sen Ar-Ge Merkezi’nin yaptığı araştırmaya göre; 1. derecenin 4. kademesindeki 25 yıllık bir uzman doktor, döner sermaye gelirleri üzerinden de gelir vergisi kesintisine tabi tutulduğu için Mayıs ayı içerisinde %15’lik dilimden %20 oranına geçti. Bu doktor, Nisan ayında 389,7 lira vergi öderken, bu rakam Mayıs ayında 439,1 liraya yükseldi. Haziran ayında aylık brüt gelirinin tamamı üzerinden %20 oranında gelir vergisi ödeyecek olan doktorun ödeyeceği vergi Haziran’da 519,6 liraya çıkacak.

Temmuz ayında gerçekleşecek %3 maaş artışı ile birlikte söz konusu doktorun ödeyeceği gelir vergisi miktarı da aylık 535,2 lira olacak. Temmuz ayında yapılacak artışlar sonrasında maaşına 125,6 lira zam alacak olan uzman doktorumuzun aynı ay ödeyeceği gelir vergisindeki artış 145,5 lira olacağından Temmuz ayı itibarı ile bir uzman doktorun maaşı, Haziran ayına göre 19,9 lira azalmış olacak.       

Vergi sistemi öğretmenleri de mağdur ediyor

Haziran ayına kadar maaşından 296,4 lira gelir vergisi kesintisi yapılan 4. derecenin 1. kademesindeki 25 yıllık bir öğretmen de Temmuz ayında kısmen, Ağustos ayında ise tam olarak bir üst vergi dilimine geçecek. Söz konusu öğretmenin ödeyeceği gelir vergisi Temmuz ayında 399,7 liraya, Ağustos’ta ise 407,0 liraya yükselmiş olacak. Temmuz ayında maaşına 94 lira dolayında zam alacak olan bu öğretmen, aynı ay içinde 110,6 lira daha fazla vergi ödeyeceği için maaşında artış yerine, 16,6 liralık bir azalma ile karşılaşacak.   

Haziran ayına kadar ek ders ücretleri de dâhil 265,3 lira gelir vergisi ödeyen 3. derecenin 1. kademesindeki bir öğretmen; %20’lik dilime kısmen girdiği Temmuz ayında 294,0 lira, gelirinin tamamından %20 vergi kesileceği Ağustos ayında ise 364,3 lira gelir vergisi ödeyecek. Bu öğretmenin maaşı Temmuz ayında yaklaşık 87 lira dolayında artarken, ödeyeceği vergilerdeki artış 98,9 lirayı bulacak. Böylece söz konusu öğretmenin alacağı %3 zam maaşına artış olarak yansımayacağı gibi maaşı da 11,9 lira düşecek.

Hemşireler de adaletsizlikten payını alıyor

Türkiye Kamu-Sen Araştırma Geliştirme Merkezi’nin yaptığı çalışma, hemşirelerin de vergi adaletsizliğinden payını fazlasıyla aldığını ortaya koydu. Buna göre döner sermaye ödemesi de alan 1. derecenin 4. kademesindeki bir hemşire, Haziran ayı içerisinde kısmen, Temmuz ayında ise bütün brüt geliri üzerinden %20 oranında gelir vergisi ödeyecek. Bu hemşirenin maaşından Mayıs ayında 300,8 lira gelir vergisi kesilirken vergi oranında yaşanacak 5 puanlık artışla ödeyeceği vergi; Temmuz ayında 413,2 liraya, yükselecek. Böylece bir hemşirenin ödediği gelir vergisi 112,3 lira artarken, Temmuz ayında alacağı %3 maaş zammı yalnızca 99 lira olacak. Buna göre Temmuz ayında %3 zam yapılmasına rağmen hemşirenin eline geçen ücret 13,3 lira azalacak.    

Mimar ve Mühendisler de olumsuz yönde etkileniyor

Araştırma, diğer kamu görevlileri için de durumun aynı olduğunu gösteriyor. Öyle ki; 1. derecenin 4. kademesindeki 25 yıllık bir mühendis de Eylül ayı itibarı ile bir üst dilim olan %20 oranıyla vergilendirilecek. Haziran ayına kadar 203,5 lira olan gelir vergisi tutarı; Temmuz ayında 209,6 liraya, Eylül ayında 226,4 liraya, Ekim ayında ise toplamda 76,0 liralık artışla, 279,5 liraya çıkacak ve Haziran’da 105 lira zam alacak bir mühendisin elinde yalnızca 29 lira zam kalacak.

Şube müdürlerinin Haziranda alacağı %3 maaş zammından geriye yalnızca 25 lira kalacak, zammın 71 lirası vergiye gidecek

Türkiye Kamu-Sen Araştırma Geliştirme Merkezi’nin çalışmasına göre 25 yıllık 1. derecenin 4. kademesindeki bir şube müdürü de Ekim ayı içerisinde bir üst dilimden vergi ödeyecek. Haziran ayına kadar maaşından aylık 189,9 lira gelir vergisi kesintisi yapılacak olan şube müdürünün ödeyeceği vergi Ekim ayında 236,1; Kasım ayında ise 260,8 liraya yükselecek.

Haziran ayında şube müdürlerine de %3 oranında maaş zammı yapılacak ve ortalama olarak bu zam maaşlara 96 lira olarak yansıyacak ancak Kasım ayına kadar sürekli artacak olan gelir vergisi kesintisi nedeniyle Kasım ayı geldiğinde bu zamdan yalnızca 25,1 lira kalacak. Şube müdürünün aldığı 96 liranın yaklaşık 70,9 lirası fazladan gelir vergisi olarak tahsil edilecek. 

Memur ünvanlı kamu görevlilerinin maaşı Aralık ayında eksiye dönecek

Araştırma, düşük maaşlı kamu görevlilerinin de gelir vergisi oranının %20’ye yükselmesi dolayısıyla kayıplar yaşayacağını ortaya koydu. Buna göre üniversite mezunu, 16 yıllık, 3. derecenin 2. kademesindeki memur ünvanlı bir kamu görevlisi, Haziran ayına kadar aylık 175,9 lira gelir vergisi öderken, Temmuz ayında bu rakam 181,2 liraya, %20’lik dilime geçtiği Kasım ayında 235,0 liraya, Aralık ayında ise 241,6 liraya yükselecek.

Şu anda sosyal yardımlar hariç 2093,9 lira maaşı olan memur, Haziran ayında 62,8 lira zam alacak ve gelir vergisi artışları nedeniyle eline Kasım’da 2097,6 lira; Aralık’ta ise 2091,0 lira geçecek. Buna göre memurun 2015 Aralık ayı maaşı, 2015 Ocak maaşının bile 2,9 lira altına düşmüş olacak.  

Asgari ücretli tarihinde ilk defa bir üst dilimden vergi ödeyecek

2015 yılının ilk 6 ayı için asgari ücretlinin gelir vergisi matrahı 1021,3 TL olarak belirlendi. Temmuz ayında bu rakam 1082,5 lira olacak. Asgari ücretli bir çalışanın bu yıl Aralık ayı itibarı ile brüt geliri 12 bin lirayı aşacağı için %20 gelir vergisi ödeyecek. Böylelikle Türkiye’de en düşük maaş alan kesim olan asgari ücretli bile orta seviyede kazancı olan bir iş adamı oranında gelir vergisi ödemiş olacak. Asgari ücretliler şu anda aylık 153,2 lira gelir vergisi öderken, bu rakam yılın son ayında 193,5 liraya çıkacak ve asgari ücretlinin maaşı bile 40,3 lira daha vergiye gidecek, böylece maaşı da aynı miktarda düşmüş olacak. Böylece Aralık ayında bir asgari ücretlinin eline 1000,5 lira yerine 960,2 lira geçecek.   

Koncuk: “Vergi yükü memurun omuzlarında”

Konu ile ilgili olarak açıklama yapan Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, asıl amacı çok kazanandan çok; az kazanandan az vergi almak olan vergi sisteminin, Türkiye’de yakaladığından vergi almak şeklinde işlediğini belirtti.

Memurların ve sözleşmeli personelin; iş adamlarından, sanayiciden, yıllık kazancı milyonlarca lirayı bulan işletmeciden daha fazla gelir vergisi ödediğini vurgulayan Koncuk, bu adaletsizlik nedeniyle memur maaşlarına yapılan %3’lük zammın vergiye bile yetmediğini, yaklaşık 2 milyon kamu görevlisinin maaşının Haziran ayından sonra artmak yerine azalacağını söyledi.  

İsmail Koncuk, “Türkiye’de gelirin %10-15’ini alan çalışanlar, toplanan gelir vergisinin %65’ini ödüyorsa; burada adaletten söz etmek imkânsız. Haziran ayında zamlı maaş alacağını umut eden birçok memur, gelir vergisi oranı %15’ten %20’ye çıktığı için daha düşük maaş alacak. Hükümet bir eliyle zam olarak verdiğini, öbür eliyle vergi olarak geri alıyor. Bu mağduriyetin giderilmesi için ya her yıl maaş zamlarını vergi adaletsizliğini de hesaba katarak belirlemek ya da çalışanlar için farklı bir gelir vergisi tarifesi belirlemek gerekiyor. Toplu sözleşme görüşmelerinde, vergi dilimlerinin yükseltilerek, bu mağduriyetin giderilmesi için talebimiz olmuştu ama yetkililer, kolay yoldan vergi toplamayı seçtikleri için, buna yanaşmadılar. Bugün memurların %80’e yakınının ödediği vergi oranı, %15’ten %20’ye yükselmiş durumda. Ekim ayından sonra tüm kamu çalışanları %20’lik dilime girmiş olacak. En düşük maaş alan bir hizmetli bile, gelirinin %20’si kadar gelir vergisi öderken; iş adamları, sanayiciler, işletmeciler, çeşitli yollarla daha az vergi ödemeyi başarıyorlar. Dünyada, çalışanların bu denli mağdur edildiği başka bir ülke yoktur.” dedi

 
FIRAT ÇAKIROĞLU VE ÖZGECAN ASLAN’IN ANNELERİNİ YILIN ANNESİ İLAN ETTİK PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Pazartesi, 11 Mayıs 2015 15:06

Türkiye Kamu-Sen Genel Merkezi Ege Üniversitesi’nde terör örgütü yandaşlarınca öldürülen Fırat Çakıroğlu’nun ve Mersin’de hunharca katledilen Özgecan Aslan’ın Annelerini, “Yılın Anneleri” ilan etti.

Bursa İl Temsilciliğimiz tarafından 09.05.2015 tarihinde Bursa’da düzenlenen etkinliğe Konfederasyonumuzu temsilen Türk Büro-Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş ve Türk İmar-Sen Genel Başkanı Necati Alsancak katıldı.

İl Temsilcimiz Mustafa Köse’nin açılış konuşmasından sonra konuşan Türk Büro-Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş, tüm annelerin anneler gününü kutladı.

Konfederasyonumuz adına  Fahrettin Yokuş, Fırat Çakıroğlu’nun annesi Özlem Erdem’e yılın annesi plaketini takdim etti.
Yokuş, “Evet Ana olmak zor, özellikle bizim gibi kadın olmanın zor olduğu ülkelerde bunun çok daha zor  olduğunu biliyoruz. Ancak anneliğin dünyanın en büyük, en değerli hazinesine sahip olmak olduğunu, kadını nasıl yücelttiğini, nasıl güzelleştirdiğini de biliyoruz.  “Cennet anaların ayağının altındadır” diyen yüce Peygamberimiz, evlat kokusunun da cennet kokusu olduğunu bildiriyor.  Ne kadar meşakkatli ne kadar zor olursa olsun, hangi kadın bu dünyada cenneti koklamak istemez ki?

Büyük önder Atatürk ‘’Kadının en büyük vazifesi, analıktır’’ diyor. Bu vazifeyi büyük bir şevkle üstlenen kadınlarımız, geleceğimiz olan evlatlarımızı en iyi şekilde yetiştirmek ve geleceğe hazırlamak zorunda. Mademki kadına verilen en büyük makam analık, Kadınlarımız her makamın hakkını verdiği gibi  analığın da hakkını verecektir.  Ne ekersen onu biçersin demişler. Öyleyse ektiğimize dikkat etmeliyiz. Çocuklarımıza sevgiyi, saygıyı, hakkı, hukuku, haksızlıklar karşısında susmamayı her şeyden de önemlisi Allahtan başka hiç kimsenin önünde eğilmemeyi öğretmeliyiz. Evlatlarımızı böylesine sarıp sarmalarken, onlardan hiçbir şey esirgemezken bizi dünyaya getiren, ancak biz doyduğumuzda karnı doyan, biz mutlu olduğumuzda mutlu olabilen, derdimizle dertlenene hayattaki en büyük destekçimiz anne ve balarımızı da ihmal etmeyip her zaman onların hayır duasını almak için çaba sarf etmeli ve en önemlisi de bu tavrımızla çocuklarımıza örnek olmalıyız.”

TARİHİMİZ KAHRAMAN ANALARIMIZLA DOLUDUR

Yokuş konuşmasının devamında, “Annelerimize olan sevgimizi ve ilgimizi sadece anneler gününde değil onların yaptığı gibi her gün her saat her dakika göstermeliyiz. Kadını sadece cinsel bir obje olarak kabul edip, onu koruma adına toplumdan tecrit etmek isteyen,  onu ve tabii en çokta kendisini,  bu şekilde koruyabileceğine inanlara karşı diyoruz ki; Kadın annedir değilse de anne adayıdır.  Erkek çocuğunu da kız çocuğunu da yetiştiren annedir. Anne baba çocuk için birlikte rol modeldir.  Anne donanımlı olmaz, kendi ayakları üzerinde duramazsa, özgüveni olmaz, kendini ifade edemez, en önemlisi de üretemez böyle annelerin yetiştireceği çocukların da kendilerine de topluma da katacağı hiçbir değer olmaz. Yaşadığımız coğrafyanın adını Anadolu koymuşlar. Bu adı koyanlar bilmişler!  Cennet kokulu kınalı kuzularını bu topraklar için şehit veren ve ‘’Vatan Sağ Olsun’’ diyebilen analarla dolu Anadolu.

Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ise, elini öpmek isteyen Halime Onbaşı’yı sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde taşınmaya layıksın diyerek ayağa kaldırmıştır. Tarihimiz kahraman kadınlarımızla, kahraman analarımızla doludur. Bizlerde kadınlarımıza gerek çalışma hayatında, gerekse de sosyal hayatta destek vermeli ve yanlarında olmalıyız. Bu vesileyle tüm annelerimizin anneler gününü kutluyorum” dedi.

Türkiye Kamu-Sen Genel Merkezi’nce yılın annesi ilan edilen Fırat Çakıroğlu’nun annesi Özlem Erdem, “Evladımı kaybettikten sonra acımı hafifletmek için eş dost herkes yavruma sahip çıktı. Türkiye Kamu-Sen’e de hep yanımızda olduğu ve bizlere sahip çıktığı için teşekkür ediyorum” dedi. 

 
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI NE YAPMAK İSTİYOR ? PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Pazartesi, 11 Mayıs 2015 15:04

DİYANETİN ÇOK TARTIŞILDIĞI VE YIPRANDIĞI GÜNÜMÜZDE DİYANET NE YAPMAK İSTİYOR

Ermenilerle aramızda yaşanan tarihi olaylar Ermeni Diasporasınca sözde soykırım iddiaları Türkün düşmanı batılı zihniyetlerce de körüklenerek ve desteklenerek bir problem olarak Dünya kamuoyunu meşgul etmektedir.

Bu gün yalanlarının 100. yılını kutlamaktalar. Türkiye’yi baskı altında tutmak isteyen Batılı ülkeler ona karşı kullanılabilecek bir silah arayışına girmiş ve küçük bir mermiden hafif ama atom bombasından bile daha tesirli olan “soykırım” gibi güçlü bir silahla Türkiye’nin karşısına dikilmişlerdir.

SOYKIRIM İDDİASI 

Haçlı zihniyeti Batılı güçlerin ve Rusların kışkırtma ve desteklerinde güç bulan Ermeniler 1880 yıından itibaren başlayan değişik ihanetleri ile Türk-Ermeni ilişkilerini bozdukları gibi Türk Devletinin değişik cephelerde savaştığı esnada Doğuda birçok ilimizi işgal ve tarumar etmişlerdir. Bu işgallerde başta Erzurum, Kars, Ağrı, Bitlis, Bingöl, Muş ve Van illerimizde yaşayan masum ve savunmasız insanlarımızın mal, can ve namusuna tebelleş olmuşlardır. Bu illerimizde Dedelerimizi, ninelerimizi genç yaşlı, çoluk çocuk demeden  camilerde toplayarak diri diri yakmış,  toplu mezarlara gömmüş ve hayvanları da telef ederek büyük katliam ve zulüm yapmışlardır.

Bu ihanetlerle kalmayan Ermeniler 24 Nisan 1915’de, Van da isyan başlatarak  yaptıkları katil, zulüm ve tarumarla çok büyük zarar ve tahripte bulunmaları üzerine Osmanlı-Türk devleti çeşitli tedbirler almak zorunda kalmıştır. Bu tedbirlerden Ermeni komitelerinin merkezleri kapatılmış, evraklarına el konulmuş, komite elebaşları tutuklanmış ve Ermeniler yaptıkları bu ihanetleri sebebiyle haklı olarak tehcir (göç) ettirilmiştir. Bundan dolayı 24 Nisan tarihi Ermenilerce katliam günü olarak kabul edilmektedir. Bunun için 24 Nisan tarihi Ermeni diasporası tarafından önemli kılınarak etkinlikler yapılmakta ve kutsanmaktadır. Bu sebeble ‘’Sözde Ermeni soykırımı’’ yalanının 100 yılı olarak 24 Nisan 2015 tarihi ayrı önem ve etkinliklerle kutlanarak kamuoyu oluşturmuşlardır.
 
TÜRK MİLLETİNİN UTANACAK VE HAKSIZ OLDUĞU BİR DAVASI YOKTUR.
 
Sözde Ermeni Soy kırımı iddiaları: Türkler katildir, Canidir, Irz düşmanıdır demektir. Bu alçakça iddiayı asla kabul etmiyoruz. Bu iddialarda bulunanları ve bu iddialara aktif veya pasif destek verenleri şiddet ve nefretle kınıyoruz.
“Sözde Ermeni soykırımı” yalanı ile Türk milletine hakaret ve iftira atılmaktadır. Tarihimize göz attığımızda böyle bir ayıbımız olmadığı gibi bize sığınan mazlum milletlerin sığınağı olmuşuzdur.  Halende mazlum milletlerin sığınağı olmaya devam etmektedir.
Ermeni lobisi tehcirin 100. yılı münasebetiyle bu sembolik yılda Türkiye’ye karşı yoğun bir şekilde uluslararası alanda sözde soykırımını tanıma kampanyası yürütmektedir. Bu kampanya da sonuç aldıklarını üzülerek görmekteyiz. Türk tarafı olarak bu yapılanlara karşı millet olarak birlikte milli iradenin temsil yeri olan TBMM de bile ortak tavır ve tepki koyamadığımız gibi  konu ile ilgili farklı siyasi, akademik, ve sivil çevrelerce  farklı ve aykırı düşünceler  sebebiyle de  acziyet yaşanmıştır.
Türk milletini küçük düşürmek ve mahkum etmek için Haçlı zihniyeti  var güçleriyle çaba sarfederken; İçimizden Özünü ve kimliğini kaybetmiş siyasetçisi, aydını, sanatçısı, basını, sivil toplum kuruluşlarından bazı çevre ve kişiler, “sözde ermeni soykırımı” iddialarına sözde hümanist düşünce, demokratlık ve çağdaşlık adına  aktif-pasif destek vermelerine Üzülerek şahit olunmuştur.. Bu tavırlar yüreğimizi burkmuştur. Bu büyük bir zillettir.
Ermeniler bu sözde soykırım iddiaları ile Dünyayı ayağı  kaldırarak kamuoyu oluştururken, Devletimiz de  “sözde ermeni soykırım” iddialarına karşı savunma ve faaliyetler yaparak tavır alırken, Diyanet İşleri Başkanlığının 2015 yılında Ermenice Mealli Kur’anı Kerim bastırması ve dağıtmasını manidar buluyoruz.  
ERMENİCE MEAL 4 BİN ADET BASILDI
Diyanet İşleri Başkanlığı Ermenice Kur’an meali yayınlayıp bastırmıştır. İlk etapta 4 bin Ermenice mealin basıldığını söyleyen Diyanet İşleri Başkanlığı Dini Yayınlar Genel Müdürü Yüksel Salman, meallerin kütüphanelere ve belirli derneklere gönderileceğini bildirdi.. Meal çalışmasının 1915 olaylarının yüzüncü yıl dönümüne rastlamasına ilişkin olarak ise Salman şöyle konuştu: "Dört yılı aşkın süredir devam eden bir çalışmadır. İki buçuk yılda tercümesi tamamlanmıştır. Sonraki süreçte kontrolleri yapılmıştır. Tamamen tesadüftür.. Ama biz bu vesilesiyle yüce kitabımızda bir insanı katletmenin, bir cana kıymanın insanlığa kıymakla eş değer olduğunu, bir insana hayat vermenin bütün insanlığa hayat vermekle eş değer olduğunu bizlere öğreten Kur`an`ın mesajlarını bu dilde de yayınlamaktan dolayı bahtiyarız. “ 
Ermenice Kur’an mealinin bastırılması ve kamuoyuna reklam edilmesinin zamanlaması dikkat çekicidir. Ayrıca Kamuoyunda ve siyaset arenasında Diyanetin çok tartışıldığı ve yıprandığı günümüzde bu faaliyetini manidar buluyoruz.
Taviz hangi düşmanı isteğinden vazgeçirmiş, hangi taviz veren kazançlı çıkmıştır.
Yönetici konumunda olan makam ve insanlar mensubu oldukları kurum ve milletin geleceğini ve itibarını koruma vasfını taşımak zorundadır. Bu itibarla ferasetli ve basiretli olmalıdır.
Tutarlı ve basiretli hareket etme, istikamet ve hakta isabet etme ve bir şeyin mahiyetini görebilme özelliğine feraset denmektedir. Feraset: Delil, tecrübe, akıl ve fıtrata uygun geleceği okuyabilme özelliğidir. Peygamberimiz Hz.Muhammed (SAV) Bu özelliğe sahip olan bir “Mü’min bir delikten iki defa ısırılmaz.” (Buhari, Edeb,83;Müslim,Zühd,63) “Mü’min akıllı, zeki ve uyanıktır.” (Suyutî, Câmiu’s-Sağir, 2:571) Buyurmaktadır.
Basiret ise; kişinin, bir konunun özünü kavrama gücü, gerçeği tüm detaylarıyla görebilme kabiliyeti ve ileri görüşlülüğüdür.
Feraset ve basiret sahibi bir insan;  Bir olayı, bir tavrı en doğru şekilde analiz edebilme yeteneğine sahiptir. Geçmişte edindiği tecrübelerden en akılcı sonuçları çıkarır ve bu bilgileri ilerisi için en isabetli şekilde kullanmayı bilir. 
Ermenice Mealli Kur’an bastırılması Diyanete itibar kazandırmayacaktır. Yerinde ve uygun bulmuyoruz. Bu tavır nasıl tevil edilirse edilsin siyaset olarak değerlendirilecektir.  Hangi akla hizmettir anlamakta zorlanıyoruz. Bu dini bir hizmet değildir. Bu faaliyet, suçlunun suçunu hafifletmek için yaptığı özür girişimi olarak değerlendirilecektir. Türk Devletinin elini zayıflatacaktır. Ermeniler bu tavırlarla yetinmeyecek, tatmin olmayacak ve nefretini durdurmayacaktır. Düşmanlık ve husumetini azaltmayacak bilakis iddialarının haklılığına gerekçe olarak kullanılacaktır.  Ermenilerce 3 T olarak ifade edilen, TANI, TAZMİNAT ve TOPRAK iddialarını sürdürmelerinde ellerini güçlendirecektir.
Büyümek istemeyen bir millet küçülmeye mahkumdur.
Devletimizin ve Diyanet İşleri Başkanlığımızın her konumdaki yöneticilerinin, her şeyden önce Devletimizin ali menfaatlerinin ve Diyanetin dini, milli, tarihi ve kültürel boyut ve konumunun farkında olmalıdırlar.  Bu Feraset ve Basiretle yöneticilik yapmalıdırlar.  
Ayrıca Kürtçe mealli Kur’anı Kerim Bastırılmasını da Yerinde ve uygun bulmuyoruz. Bununla dini bir hizmet değil siyasal bir amaç hedeflenmiş olarak görüyoruz. Anayasamızın değişmez maddeleri arasında yer alan Dili Türkçedir esasının ve anadilde eğitimin siyaset gündeminde tartışıldığı zamanda Kürtçe Kur’an mealinin de basılması ve dağıtılması devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yara açan bir tavır olarak değerlendirilmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığının misyon ve vizyonunun tartışılmasına sebebiyet vermiştir. Kurumun itibarı sarsılmıştır. Bu sebeble Diyanet siyasi olarak tartışılan konulardan kaçınmalı ve her türlü siyasi tartışmaların dışında kalmalıdır.
Bu sebeble Diyanet İşleri Başkanlığı yöneticilerine Anayasada (Md.136) yer alan: “Laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek” misyon ve konumunu ve 633 Sayılı kanunda (Md.1) yer alan “İslam Dini`nin inanç, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek.”   görevlerini hatırlatmayı tarihi bir görev sayıyoruz.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur. 09.05.2015
                                       

TÜRK DİYANET VAKIF-SEN
GENEL MERKEZİ 

 
ANNELİK İNSANLIĞIN ŞAHİKASIDIR PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Cumartesi, 09 Mayıs 2015 10:55

“Sevgi, şefkat ve merhametin yeryüzünde vücut bulmuş halidir annelerimiz… Karşılıksız sevmeyi, incinse de incitmemeyi, hayatı pahasına hayat vermeyi; insanlık, annelerden öğrenmiştir. Anne olmak, merhametiyle, fedakârlığıyla, sevgisiyle, vefasıyla, insanlığın şahikasına yükselmektir.

 

Kıymetli ozanımız Neşet Ertaş’ın “Kadın insandır; biz, insanoğlu…” şeklindeki veciz ifadesinde vurguladığı gibi insanlığın kaynağı, insanı insan yapan değerlerin toplandığı makamdır, annelik…

Yaşımız, işimiz, unvanımız ne olursa olsun zorda kaldığımız her an, saçımızı okşayan ellerini aradığımız, şefkatine sığındığımız, varlığından güç aldığımız; karşılıksız sevgisinden, sıcacık nefesinden ruhumuzu beslediğimiz annelerimiz…

 

Dünyanın tükenmez kederlerinden bunaldığımızda, kalbimizin her kırıldığında, her tökezlediğimizde, her düştüğümüzde kollarına sığındığımız yaşam kaynağımız annelerimiz… Ne yapsak hakkını ödeyemeyeceğimiz, ayaklarının altında cenneti barındıran annelerimiz…

 

Kelimelerin duygularımızı ifade etmekte yetersiz kaldığı durumlar vardır ya; işte anne sevgisi de kelimelere sığmayacak kadar özel bir duygudur.

Bizler dünyadaki tüm kavramları, onların karşılıklarıyla tarif edebiliyoruz. Annenin değerini  ortaya koyabilmek için annenin bir evladına duyduğu sevgiyi tarif etmek daha doğru olur ki; işte buna kimsenin gücü yetmiyor, kelimeler yetersiz kalıyor.

 

İşte gerçekten de her bir çocuğu için her an canını dahi vermeye hazır annelerimize karşı duyduğumuz sevgi de bizim tariflerimize sığmıyor. Hele ki o anne, evlat acısı yaşamış, öpmeye kıyamadığı yavrusunu, vatanına şehit vermiş, kör bir kurşuna feda etmiş; gözünden sakınarak yetiştirdiği yavrusunun hayatı, canilerin kahpe ellerinde son bulmuşsa yaşadığı acı ne dayanılmaz, duyduğu özlem ne derindir!

 

Biz de Türkiye Kamu-Sen olarak, bu yıl, evlatlarını kahpe saldırılar sonucunda kaybetmiş iki acılı anneyi; İzmir’de bölücülerin katliamına kurban giden, vatan ve millet sevdalısı gencimiz Fırat Çakıroğlu’nun annesi Sayın Özlem Erdem ve Mersin’in Tarsus ilçesinde alçakça, insanlık dışı  bir olay sonucu yaşamını yitiren, iffet ve namus timsali Özgecan Aslan’ın annesi Sayın Songül Aslan’ı yılın annesi olarak ilan ediyoruz. Delikanlılığın ve namusun timsali bu iki gencimizi bir kez daha rahmetle anarken, annelerinin acılarını bütün hissiyatımızla, samimiyet ve içtenliğimizle paylaşıyoruz.     

Günlük yaşantımızın bir parçası haline gelmiş olan savaşları, katliamları, açlığı, yoksulluğu, açgözlülüğü, bencilliği düşündüğümüzde, insanlığın sevgiden, merhametten, vefadan, paylaşımcılıktan ne denli koptuğunu görüyoruz. İnsanlık, anneden uzaklaştıkça, insani değerlerini de kaybediyor.  Bugün karşılıksız, çıkarsız, menfaatsiz sevginin, merhametin, vefanın ve cefakârlığın kaynağı anne sevgisini tatmaya ve anlamaya her zamankinden daha fazla muhtacız.  

 

Bugün anneler günü… En masum çocuk halimizle, saçlarımız okşanmaya, gözyaşlarımız silinmeye, ruhumuz arınmaya muhtaç bir halde annelerimizin huzuruna çıkıyor, ellerinden öpüyoruz. Bütün annelerin anneler günü kutlu olsun.”

Cumartesi, 09 Mayıs 2015 11:03 tarihinde güncellendi
 
GENEL BAŞKAN İSMAİL KONCUK MEMUR-SEN GENEL BAŞKANINA SENDİKACILIK DERSİ VERDİ! PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Salı, 05 Mayıs 2015 06:39

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı organizasyonuyla bugün Başkent Ankara'da 29.İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası etkinlikleri başladı.

Toplantıda söz alan Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk Çalışma hayatının sorunları, İş Sağlığı ve Güvenliğine kadar bir çok konuda değerlendirmelerde bulundu.

Toplantıda gündeme taşınan sorunlara Hükümet adına cevap vermeye kalkan Memur-Sen Genel Başkanını uyaran Genel Başkanımız İsmail Koncuk, “Mevcut yönetici atama sistemini savunur bir konuşma yapınca, itiraz ettim, siz burada Hükümet'i temsil etmiyorsunuz, eleştirilerime Hükümet adına cevap verecek kişi Sayın Bakandır, kendisi de buradadır, size ne oluyor. Ben böyle bir sendikal anlayışa SAYGI duymuyorum, sizi dinlemiyor ve protesto ediyorum” diyerek salonu terk etti.

 

Toplantıda yaşananları kişisel Facebook hesabından takipçileriyle paylaşan Genel Başkanımız İsmail Koncuk;

“Bu hafta İş sağlığı ve iş güvenliği haftası. Ankara'da JW Marriot Otelde Çalışma Bakanı'nın katılımı ile kutlandı. Toplantıda memur ve işçi sendikalarının temsilcileri konuştu. Ben konuşmamda pek çok konuya değindim, tüm kurumlarda sağlam bir yönetici atama sistemi oluşturulmadan iş sağlığı ve güvenliğini sağlayamazsınız. Tek özelliği Yandaş olmak Olanları müdür, Başhekim yaptığınız sürece baştan kaybedersiniz, dedim.

Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın mevcut yönetici atama sistemini savunur bir konuşma yapınca, itiraz ettim, “Siz burada Hükümet'i temsil etmiyorsunuz, eleştirilerime Hükümet adına cevap verecek kişi Sayın Bakandır, kendisi de buradadır, size ne oluyor. Ben böyle bir sendikal anlayışa SAYGI duymuyorum, sizi dinlemiyor ve protesto ediyorum” diyerek salonu terk ettim.

Sayın Bakan Faruk Çelik'e de, Hükümet sözcüsü siz misiniz, bu sendika başkanı mıdır? diye sordum. Böyle bir sendikacılık olmaz, sendikalar kendini hükümet yerine koyduğu sürece kaybeden çalışanlar olacaktır. Böyle bir sendikal anlayışı tanımıyor, saygı duymuyorum” sözleriyle değerlendirdi.

Genel Başkan İsmail Koncuk'un tepkisi salonda bulunan kalabalıktan büyük alkış aldı.

 

DERS GÖRÜNTÜSÜNÜ İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 
Vefat ve Başsağlığı PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Pazartesi, 04 Mayıs 2015 07:11

 

 

 

 

 

 

 

 

Sendikal mücadelede büyük emeği geçen eski İstanbul şube başkanımız, kurucularımızdan Tümer Bezer hakkı rahmetine kavuşmuştur.  Kendisine Allah'tan rahmet ailesine ve camiamıza başsağlığı dileriz.

 

 
1 MAYIS COŞKUSU ÇUKUROVA'DAN TÜM TÜRKİYE'YE YAYILDI PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Pazartesi, 04 Mayıs 2015 06:16

 

Biber gazları, Tomalar, sis bombalarına inat, 1 Mayıs’ı Çukurova’nın göbeği, Toroslar diyarı Adana’da adına yakışır bir coşkuyla, bayram tadında kutladık.

Türkiye’nin dört bir yanından yola çıkarak Adana’ya ulaşan işçi, memur, emekli, 4/C’li, ataması yapılmayan öğretmenler, İ.İ.B.F. mezunları, KPSS kapısında hayata tutunmaya çalışan genç işsizler, yüksekokul mezunları, emeklilikte yaşa takılanlar ve daha nicelerinin oluşturduğu on binler, sabahın erken saatlerinde İnönü Caddesi’nde toplandı.

Bir tarafta çalışanların sorunlarını sis bombalarının ardına gizleme gayretinde olanlar, diğer tarafta iktidar yandaşlığı yoluyla çalışanların hak kayıplarını sümen altı etmeye soyunanların varlığına rağmen,  Türkiye Kamu-Sen kırmadan, dökmeden, hiçbir şeyin ardına saklanmadan yalnızca çalışanlar ve milletin hakları için meydanlardaydı.

Başta Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk ve bağlı sendikalarımızın Genel Başkanları, Genel Merkez yöneticilerimiz, Şube Başkanlarımız ve İl Temsilcilerimiz öncülüğünde yürüyüşe geçen kalabalık, yol boyunca atılan sloganlarla Adana’ya 1 Mayıs coşkusunu yaşattı. Yürüyüş sırasında Adanalılar da alkışlarla, toplanan binlerce çalışana destek verdi.

Türkiye Kamu-Sen’in Çukurova’daki bu büyük coşkusu, Torosları aşarak tüm Türkiye’ye yayılırken, yürüyüşün sonunda Atatürk Parkı’na ulaşan binlerce çalışan ve aileleri davullarla zurnalarla halay çekerek emek ve dayanışmanın en güzel örneklerini sergilediler.

KONCUK: 1 MAYIS TÜM KESİMLERİN SORUNLARININ KONUŞULDUĞU BİR GÜN OLARAK KUTLANMALI

Genel Başkan İsmail Koncuk ve Yönetim Kurulu Üyelerimiz, başta Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve bu vatan için canlarını siper ederek şehit olan tüm şehitlerimiz için Atatürk Parkında bulunan mozoleye çelenk koyarak saygı duruşunda bulundu. Ardından hep bir ağızdan İstiklal Marşı büyük bir coşkuyla okundu. “İşte Başkan İşte Sendika” sloganlarıyla kürsüye çıkan Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, tüm katılımcıları selamlayarak konuşmasına başladı. Koncuk, “Bugün 1 Mayıs ve hep birlikte coşku ve heyecanla kutluyoruz.

1977 yılında hayatını kaybeden 37 vatandaşımızı da rahmetle anıyorum. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramını kutlarken çeşitli tartışmalar içinde kutlamayı doğru bulmuyoruz. 1 Mayıs, çalışma hayatının, işçinin, memurun, asgari ücretlilerin, genç işsizlerin, çiftçilerin tüm emeklilerin, esnafın, çalışan çalışmayan herkesin dertlerinin gündeme geldiği bir bayram olarak kutlanmalı ama maalesef 12 yıldır Taksim adı altında tartışmalar devam ediyor.

Bugün bütün yayın organları Taksim’de çıkacak olaylara kilitlendi, yani çalışma hayatı yine tartışılmıyor. 12 yıllık iktidarın ülkeyi yönetme becerisi tartışılmıyor ve bu ortamdan AKP iktidarı yine nemalanmaya devam ediyor. Biz anlamakta zorlanıyoruz; iktidar, olan biten her şeyden nemalanıyor. Bu iktidarın mağduriyeti hiç bitmedi. Şimdi diyorum ki, saraya beş milyar TL, uçaklara milyon dolarlar harcayan iktidar mağdur değil, mağdur Türk milletidir, gariptir, gurebadır.

Değerli arkadaşlarım, bunlar konuşurken yüzleri de kızarmıyor. Mehmet Akif’in dediği gibi,

Şark'a bakmaz Garb'i bilmez, görgüden yok vayesi;

Bir kızarmaz yüz, yaşarmaz göz bütün sermayesi!...

Taşeronlaşma aldı başını gidiyor. 2002 yılında kamuda 20 bin taşeron varken, bugün bu sayı 755 bine ulaştı. Belediye ve özel sektörü dâhil edince, bu sayı 2 milyonu buluyor.

Başbakan Davutoğlu dün, “Taşeron sistem 1936’da başladı” diyor. Bu nasıl bir savunmadır, yani Atatürk dönemini kastediyor sayın Başbakan… Buradan sesleniyorum, iktidarınızdan hemen önce yirmi bin olan bu sayı, milyonlara çıkmışken bunun hesabını siz vereceksiniz. Tüm sendikalar, STK’lar, iktidarın maskesini düşürmek için taşeron sistem konusunda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.

Sizlerin bildiği gibi 7 Haziran’da seçime gidiyoruz. Türkiye Kamu-Sen olarak tüm siyasi partilerden şu sözü istiyoruz, “İşsizliğe çare bulacağız, aşsızlığa çare bulacağız,  garip gurebanın derdini düşüneceğiz” demeliler ve bunların garantisini vermeliler. Bu seçimlerde Anayasa’da yazdığı gibi sosyal devlet olmanın yolu açılmalıdır.

13 Mayıs’ta Soma faciasının yıldönümü... 301 maden işçisi Soma’da tedbirsizlik sebebiyle hayatını kaybetti ama hala ceza alan yok, sorumluluk alan yok. Hükümet “Bu işin doğasında var diyor” ve ne yazık ki o faciada gidip, orada cenaze saydılar. İş kazalarında Avrupa birincisi, dünya üçüncüsüyüz… Bu facialar denetimsizlik yüzünden oluyor. İşte buraları yandaşlara peşkeş çekersen sonuçları da böyle olur.

Hala 4-C’yi tartışıyoruz; 23 bin 4-C’li çalışan var. İktidar adeta 4-C’lileri  düşman görüyor, hasım görüyor, üçüncü sınıf vatandaş görüyor. Kadro vermeyi beceremeyen iktidarın neyi becerebileceğini 4-C’li çalışanlar sorgulasın. 4-B’liler de var aramızda; onlar da bu sorgulamayı yapsın. 12 yıldır çalışanları hasım gören, rakip gören ve onların haklarını geriye götürmeyi marifet sanan bir siyasal iktidar var. Tüm devlet memurları bilmelidir ki, bu iktidar çalışanların dostu değildir! 12 yıldır yaptıklarıyla her kesimi inim inim inleten bunlar değil midir?

Çalışma Bakanı Sayın Faruk Çelik demişti ki, “657 sayılı Devlet Memurları Kanununu değiştirmek lazım.” Biz de bir çalışma yaptık ve teklifler sunduk. Madem değişecek buyurun ek gösterge sorunundan başlayın dedik. Ek göstergeyi 9’un 1’inden başlatın dedik. Tüm kamu çalışanlarının ek göstergelerini 800 puan artırın dedik, ek ödemeleri artırın dedik, 4-C’lileri de ek ödemeden faydalandırın dedik ama yapmadılar. Özel hizmet tazminatını çözemediler, emeklilikte 30 yıl sınırını Anayasa Mahkemesi kaldırdı, şimdi Davutoğlu “Emekliye 100 TL zam vereceğiz” diyor. Peki ne zaman? Temmuz ayında, sen Temmuz ayında iktidar olmak için milletten garanti mi aldın Sayın Başbakan?

Şayet emeklilerin problemlerini biliyor ve çözüm arıyorsanız ve bunda samimiyseniz, gelin

Anayasa Mahkemesi kararından önce 30 yıldan fazla çalışıp, otuz yıl üzerinden emekli ikramiyesi alan çalışanların da haklarını verin, yüreğiniz yetiyorsa bunu yapın.” dedi.

KONCUK: MEMURU VE EMEKLİYİ SEFALETE SÜRÜKLEYENLERİN YÜZLERİ DAHİ KIZARMIYOR

“Memur ve emekli maaşları eriyor, Hükümet çalışanlara borçlu” diyen Genel Başkan İsmail Koncuk, “ Borçlunun yüzü kızarır, bunların yüzü dahi kızarmıyor” dedi. Koncuk, “2014 yılında aldığımız zam sadece 123 TL; yani sarı sendika ancak bunu alabildi. 6 Aralık ve 4 Nisan’da iki büyük miting yaptık. Bu mitinglerde, “Ek zammımızı istiyoruz, Hakim ve Savcıya 1155 TL veriyorsanız kamu çalışanlarına ve emeklilere de yapın” dedik. Siyasi iktidar bunu duymadı. Sizi duymayan bu iktidarı,  ataması yapılmayan öğretmenler, İ.İ.B.F. mezunları, 4-C’liler, emekliler, işçiler, memurlar, asgari ücretliler sizler duyacak mısınız?

1 Ocak’ta yüzde 3 zam aldık. Bugün artık enflasyon yüzde 3’ü aştı. 2014’den alacağımız yüzde 2.97’lik farkımız orada duruyor. Bu iktidar bize borçlu ama borçlunun yüzü kızarır, bunların yüzleri dahi kızarmıyor.

Değerli arkadaşlarım, sadece maddi sorunlar yaşamıyoruz. 76 bin okul yöneticisini bir gecede infaz ettiler. Milli Eğitime emek veren arkadaşlarımızı alaşağı ettiler, yerlerine beceriksiz ve yandaşları getirdiler. Bunların yerine gelen liyakatsizler bilsinler ki, ömürleri 4 yıl bile sürmeyecek, Sağlık Bakanlığında, Adalet Bakanlığında, PTT’de her nerede olursa olsun bu yandaş anlayışa hizmet edenler bunun hesabını er veya geç vereceklerdir.

Aranızda yargıya güvenen kaldı mı? Bir hâkim karar verdi ve hâkim dün gözaltına alındı. İşlerine gelmeyenler hemen görevden alınıp gözaltına alınıyor. O zaman mahkemeleri kapatın, siz yargılayın, kararları verin ve sizler bozun. Demokrasi, insan hakkı diye bir şey kalmadı. Bu anlayışa asla saygı duymuyoruz. Ülkeyi demokrasi ayıplı bir ülke haline getirenler, diktatör kafalılar, bunun hesabını mutlaka millete vermek zorundadırlar. Herkesi korkuttular ama buradan sesleniyorum, ateş olsanız cürmünüz kadar yer yakarsınız. İşte Türkiye Kamu-Sen’in delikanlı mensuplarını, yiğit Genel Başkanlarını, Şube Başkanlarını, üyelerini korkutamazdınız. Siz korkun, bu günahlarınızın bedelini elbet bir gün soracağız.

Kimse bu ülkeyi Ali Babanın çiftliği gibi yönetemez. İster Cumhurbaşkanı, ister Başbakan olsun herkesi kucaklamak zorundasınız. Hukuktan her geçen gün uzaklaşan iktidarın yandaşlarına sesleniyorum, ayakçılık yapmayın, yarın bu siyasi iktidar gider,,, o zaman Türkiye Kamu-Sen’in mensuplarıyla yüz yüze geleceksiniz, vallahi de billahi de sen o dairede memurluk bile yapamazsın...

12 Eylül’ü ü hatırlayın, 28 Şubat’ı hatırlayın... Bu darbeleri yapanlar bugün herkes onlara lanet okuyor. Bugün onları hatırlayınca akıllara ne geliyorsa, yarın da bunlar için aynı şeyleri düşüneceğiz.” dedi.

KONCUK: NE OLDU DA ÇÖZÜM SÜRECİNİZDE “U” DÖNÜŞÜ YAPTINIZ?

Çözüm sürecine değinen Genel Başkan Koncuk, “Tarihi günler yaşıyoruz, 3 yıldır çözüm diye diye, anaların gözyaşları dinecek diye diye problemleri çözeceğiz diye diye milleti uyutmaya kalktılar. Şimdi de, “Kürt sorunu yok” diyorlar. Biz yıllardır zaten bunu söylüyoruz. Mezhebi, meşrebi ne olursa olsun, bu ülkenin her vatandaşı bizim baş tacımızdır. Biz kimseyi istismar etmedik, biz hepsini saygıdeğer vatandaşlarımız olarak gördük ama bir oy için Şivan Perver’i bağrına basanlar, kırmızı halılar serenler, bugün “Kürt sorunu yok” diyor, hadi oradan.

Zerre-i miktar izanı olan, her vatandaşımız, yüce kitabımız Kuran-ı Kerim’de emredildiği gibi,  “Akletmez misiniz, düşünmez misiniz" siz bizi alık mı görüyorsunuz? Madem sorun yok, üç yıldır neyi müzakere ediyorsunuz? İmralı’ya heyetleri neden gönderdin? MİT’e ne talimat verdin de Oslo’da konuştular? Dolmabahçe’de açıklamalar yapılırken sen neredeydin? Korku dağları aştı. Biz çiğ yemedik ki karnımız ağrısın, hırsızlık yapanlar elbette hesap gününden korkacaklar, ötekileştirenler elbette hesap gününden korkacaklar. Korksunlar, uykuları kaçsın, bu aziz millet elbette bu yaşananların hesabını soracak, yüce Allah da soracak.” dedi.

Çalışma hayatının sorunlarını değerlendiren Koncuk, anne ve babalara çocuklarının geleceklerine sahip çıkmaları çağrısında bulundu. Koncuk, “Rotasyon sistemi devam ediyor. Bunu savunanlar, memurların verimliliği artacak diyorlar. Adamı yerinden yurdundan ediyorsun tarımda, diyanette illerini değiştiriyorsun, “Verimlilik artacak” diye milleti aldatıyorsun. Türkiye Kamu-Sen rotasyona karşıdır.

Stajyerlik kaldırma problemi var. Bir yönetmelik yayınlandı. Bu yönetmelik “Sizi öğretmen olduğunuza pişman edeceğim” diyor kısacası. Bin bir güçlükle okuyan bu çocukların önüne hala engeller koyuyorlar. Sınav üstüne sınav olur mu, bu zulüm değil midir? Herkese sesleniyorum, yarın sizin çocuklarınız memur olacak, bu haksızlıklara bugünden dur demek gerekir. Çalışanlar bu ülkenin bizatihi kendisidir. Devlet memurları, devlet demektir. Ezdiğiniz, korkutmak için her yolu denediğiniz bu insanlardan nasıl verim alacaksınız?

Eşi özel sektörde çalışanlara diyorlar ki, “Eşinizin üç yıl kesintisiz o ilde sigorta ödemesi lazım.” Türkiye’de doğru düzgün sigortası ödenen kaç tane insan var? Yani diyorlar ki, “Ey memurlar eş durumundan dolayı tayin istemeyin” Bunun açıklaması budur. Biz bu konuda davalar açıyoruz, yandaşlar ise sadece seyrediyorlar.

Türkiye’de 15 – 24 arası gençlerin oranı yüzde 16,5 resmi rakamlara göre genç işsizlik yüzde  17,9 olarak açıklanıyor.  Aslında biz bu oranın yüzde 20’leri aştığını biliyoruz. Bu millet şunu görmeli, anne babalar, üniversite bitirmiş, Meslek Yüksek Okulunu bitirmiş, liseyi bitirmiş çocuklarınızın yıllardır evde oturduğunu görmeli  ve buna göre hareket etmelisiniz.

2002’de  ataması yapılamayan 72 bin öğretmen vardı. Bugün bu sayı 350 bin oldu. O dönem Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu siyasi iktidar, öğretmen bile atayamıyor. Bizim iktidarımızda hepsi atanacak” diyordu; o günden bugüne sayı beş kat arttı.

250 bin sağlık mezunu iş bekliyor, 400 bin İ.İ.B.F’li var. 381 bin İktisat Fakültesi mezunu KPSS’ye girdi ve açılan kadro sayısı 726...  Bu yıl 400 bin mezun var. Açılan kadro sayısı 199... Bu siyasi iktidar döneminde Bakanların yakınları, ve-erin yakınları, sınavsız kadrolara atanırken, bu garip gureba çocuklarının ne suçu var? Eğer millet olarak bu yapılanları sineye çekersek, çocuklarımız işsiz oturmaya mahkûmdur.

Muhalefet seçim beyannamesini açıklıyor, iktidar, kaynak soruyor. Şimdi biz de soruyoruz, “Saraya beş milyar TL’yi nereden buldunuz, tanesi bin TL olan kadehlere kaynağı nereden buldunuz, uçaklara kaynağı nereden buldunuz?”

İnşallah önümüzdeki yıllarda başka illerimizde de 1 Mayıs’ı kutlayacağız. Şuna izin vermeyeceğiz; 1 Mayıs Emek ve Dayanışma bayramıdır, 1 Mayıs, Marksistlerin bayramı değildir. Türkiye Kamu-Sen olarak Allah nasip ederse tüm çalışanlarımızın, işsizlerimizin dertlerini her zaman olduğu gibi, 1 Mayıslarda da dile getireceğiz. Taksim tartışmaları arasında çalışma hayatının konuşulmamasına asla rıza göstermeyeceğiz. Türkiye Kamu-Sen, kökleri Anadolu coğrafyasında olan, değerleri bu aziz milletin on binlerce yıllık küllerinden alan, bu ülkenin değerli insanlarının sendikasıdır. Bizim her eylemimizde Türk bayrağı var, Türkiye sevdası var, bu millete saygı ve sevgi var.

1 Mayıs mitingimize uzaktan yakından katılan tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyor saygılar sunuyorum...

"Mehmedim sevinin başlar yüksekte

Ölsek de sevinin eve dönsek de

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte

Yarın elbet elbet bizimdir

Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir." diyerek sözlerine son verdi.

 

 
AFAD Personeli Görevde Yükselme ve Ünvan Değişikliği Yönetmeliği Yayınlandı PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Perşembe, 30 Nisan 2015 06:24

 

Afet ve Acil Durum Başkanlığı Yönetimi Başkanlığı Personelinin görevde yükselme esaslarının belirtildiği yönetmelik Resmi Gazete'nin 30.04.2015 tarihli sayısında yayınlarak yürürlüğe girdi. Yönetmelikte görevde yükselme ve ünvan değişikliğine tabi kadrolar ve bunların esasları belirtiliyor. 

Perşembe, 30 Nisan 2015 07:00 tarihinde güncellendi
Devamını oku...
 
AFAD KİK TOPLANTISINA KATILDIK PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Çarşamba, 29 Nisan 2015 09:14

Türk İmar-Sen olarak  AFAD'da KİK toplantısını gerçekleştirdi. Yetkili Sendika olarak katıldığımız toplantıda çalışanların sorunları ve talepleri gündeme getirildi. Kurum yöneticileri ile değerlendirildi. 

 

Çarşamba, 29 Nisan 2015 09:30 tarihinde güncellendi
 
REGAİB KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Perşembe, 23 Nisan 2015 19:52

regaibkandilimanset

Rahmet, bereket ve mağfiret kapılarının açıldığı mübarek üç ayların iklimini taşıyan Regaib Kandilinizi kutlar, üç ayların Türk ve İslam alemine huzur, mutluluk ve esenlikler getirmesini niyaz ederiz

TÜRK İMAR-SEN GENEL MERKEZİ

 
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Çarşamba, 22 Nisan 2015 15:25

95. Yıl Önce TBMM'yi kuran ve tarifsiz bir zafere imza atanları gururla anıyoruz. Şehit kanlarıyla sulanmış bu güzel yurdu, bize emanet eden aziz şehit ve gazilerimizin başkomutanı Ulu Önder Atatürk'ün bütün dünya çocuklarına armağan ettiği tek çocuk bayramı olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramını en içten dileklerimizle kutluyoruz. Bu bayramın bize ifade edeceği en büyük gerçek milli birlik ve bağımsızlığının ne kadar önemli olduğudur.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın bize Türk milletin kendi çabasıyla neleri başarabildiğinin en büyük göstergesidir. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında Mustafa Kemal Atatürk'ün "Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır." sözünü çocuklarımıza bir kez daha hatırlatıyor, başta, Cumhuriyetimizin kurucusu ve İstiklâl Savaşımızın önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bütün şehitlerimizi ve gazilerimizi bir kez daha rahmet ve minnet duygularımızla anıyor; bayramınız kutlu olsun diyoruz

Çarşamba, 22 Nisan 2015 15:32 tarihinde güncellendi
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 2