MANŞET HABERLER
AÇIĞA ALINMALARLA İLGİLİ BAŞBAKANLIĞA MEKTUP PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Cuma, 22 Temmuz 2016 14:18


Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı  İsmail Koncuk, darbe teşebbüsünün ardından kamu görevlilerinin görevden alınmasıyla ilgili Başbakanlık makamına dilekçe göndererek önemli uyarılarda bulundu.

Ağır bedeller ödenerek elde edilen demokratik düzeni yıkmaya yönelik girişimin ardındakilerin mutlaka cezalandırılması gerektiğini vurgulayan Genel Başkan, asılsız ve mesnetsiz gerekçelerle görevinden alınan kamu çalışanlarının da mağdur edilmemesi gerektiği uyarısında bulundu.

Genel  Başkan İsmail Koncuk açıklamasında, adil ve tarafsız bir yaklaşımla gerçek anlamda darbeci ve teröristleri kamudan ayıklama sürecinin hukukun üstünlüğü ilkesinin göz ardı edilmeden, devam ettirilmesi gerektiği hususunun da önemle altını çizdi. 

KAMU GÖREVLİLERİNİN  GÖREVDEN ALINMASI KONUSUNDA BAŞBAKANLIĞA GÖNDERİLEN MEKTUP

Sayı        : TKSGM.2016.10/

Konu     : Kamu görevlilerinin görevden alınması işlemi hakkında 

 

T.C. BAŞBAKANLIK MAKAMINA

 

                                                                              Ankara, 21.07.2016

 

Devletimize, demokrasimize ve milletimize yönelik olarak düzenlenen darbe girişiminin ardından kamu kurum ve kuruluşlarında çok sayıda personel görevlerinden uzaklaştırılmıştır. Ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesiyle birlikte bu sayısının daha da artacağı görülmektedir.   

Türkiye Kamu-Sen olarak en büyük temennimizin, ağır bedeller ödeyerek elde ettiğimiz hür demokratik düzeni ortadan kaldırmaya, milletimizin egemenliğini yok ederek silah zoruyla ülke yönetimini ele geçirmeye çalışan darbecilerin kamu kurum ve kuruluşlarından uzaklaştırılması ve hak ettikleri cezaya çarptırılması olduğunu bir kez daha tekrar ediyoruz.  

Buna karşın birçok kamu çalışanının asılsız ve mesnetsiz gerekçelerle görevlerinden alındığı bilgisi tarafımıza ulaşmaktadır. Suç unsuru teşkil edecek hiçbir faaliyete katılmamış kamu görevlilerini işsiz bırakmak, aynı zamanda eşlerine ve çocuklarına da verilecek toplu bir ceza niteliği taşıyacaktır. Bu nedenle bir hukuksuzluğun ortadan kaldırılması ve suçluların cezalandırılması için yürütülecek işlemlerde son derece titiz davranılması ve yeni bir mağdur kesim yaratılmaması gerektiğine inanıyoruz.

Vatandaşlarımız darbe dönemlerinde bilgi ve belgeye dayanmayan, tamamen zanlar üzerinden gerçekleştirilen isnatlar nedeniyle çok çileler çekmiş, birçok mağduriyetler yaşamıştır. Böylesine kritik bir süreçte ülkemizi normalleşmeye taşıyacak tek unsur daha fazla demokrasi, daha fazla adalet, daha fazla hukuk olacaktır.  Bir tarafta demokratik hukuk düzeninin sekteye uğramaması için canlarını ortaya koyan milyonlar varken diğer tarafta yargısız infazlar yoluyla yeni bir hukuksuzluğa meydan verilmesinin toplum vicdanında da onulmaz yaralar açacağı bilinmelidir.   

Bu gerçekler ışığında, bu zorlu sürecin; hukukun üstünlüğü ilkesini göz ardı etmeksizin, adil ve tarafsız bir yaklaşımla en kısa sürede başarıyla tamamlanması, kamudaki görevden almaların, yargısız infazlarla muhalefeti susturma, sindirme ya da kamuda yandaş bir kesim oluşturma gayretlerine dönüşmeden, gerçek anlamda darbeci ve teröristleri kamudan ayıklama aracı olarak kullanılması için gerekli hassasiyeti göstermeniz hususunu arz ederim. 

Bu vesile ile bir kez daha şehitlerimize rahmet, yararlılara acil şifalar diler, devletimize, milletimize ve demokrasimize geçmiş olsun dileklerimi sunarım.   

                                                                                                                                                                                                                                                                          İsmail KONCUK
                                                                                                                                                                                                                                                                            Genel Başkan

 

 
TBMM'de STK'lardan Ortak Açıklama PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Çarşamba, 20 Temmuz 2016 13:08



Aralarında Türkiye Kamu-Sen’in de bulunduğu 538 sendika, konfederasyon, meslek ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri Gazi Meclisimizi ziyaret ederek 15 Temmuz gecesi yaşananlara ilişkin ortak bir açıklama yaptılar.

Ortak açıklamaya Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk ve bağlı sendikalarımızın Genel Başkanları da katılırken,  TBMM Başkanı İsmail Kahraman ve siyasi parti temsilcileri de hazır bulundu.

538 sendika, konfederasyon, meslek ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri adına ortak açıklamayı TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu okudu. Hisarcıklıoğlu, “Cuma gecesi oluşan demokrasi mutabakatının devam etmesini talep etmek üzere Gazi Meclisimizdeyiz. Bundan böyle ülkemizin geleceği için adımlar atılırken, bugünkü demokrasi mutabakatı hiç unutulmasın. Ortak akıl daim olsun" dedi.

Ortak açıklama metninde şu satırlara yer verildi;

“Bugün ülkemizin önde gelen, 538 sendika konfederasyonu, meslek ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeyiz.

Meclisimiz, geçen Cuma demokrasiye kasteden alçakça saldırıların hedefi oldu. Vatan hainleri tarafından, tarihinde ilk defa bombalandı. Kahramanca direndi. Gazi unvanını bir kez daha hak etti. Açıktır ki, demokrasi ve hukuk devleti yoksa sivil toplum kuruluşları da yoktur. Bugün burada bir araya gelen bizler, ülkemizin geleceği için demokrasi dışında bir seçenek görmüyoruz. Cuma gecesinden sabahın ilk ışıklarına kadar halkımızın direnişi, ülkemizin geleceğine dair hepimizi umutlandırdı. Ülkemizin bütün demokratik kurumları ve milletimiz, bu alçakça saldırı karşısında demokrasimizi sahiplendi. Medya çalışanları, silahlı baskınlara direnerek, milletin haber alma özgürlüğünü korumak için kendi canlarını tehlikeye attı. Cumhurbaşkanımız, Meclis Başkanımız ve Başbakanımızdan başlayarak, mecliste grubu bulunan tüm siyasi partilerin genel başkanları ve kitle örgütleri ilk andan itibaren dik durarak, darbecilerin hesaplarını boşa çıkardılar.

Milletimiz, yollarda tanklar araçları ve insanları ezerken, havadan bombalar düşerken; yoğun ateş altında, yılmadan alanları doldurdu. Milletimiz, demokrasi konusundaki kararlılığını ve azmini ortaya koydu. Kahraman emniyet güçlerimiz ve şerefli Türk askerleri, darbe teşebbüsünün başarıya ulaşmaması için yeminlerine sadık kalarak, canlarını ortaya koydular. Hainleri suçüstü yakaladılar.Türkiye, bir bütün olarak kendisine yakışanı yaptı. Demokrasimiz olgunluk imtihanını başarıyla geçti.

Türk demokrasisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik kurumları, artık kaba kuvvete teslim olmayacak kadar güçlü olduğunu kanıtladı. Ülkemizin 93 yıldaki tüm siyasi ve ekonomik kazanımlarına kast edenler, başarısız oldular.

Bizler, önde gelen sivil toplum kuruluşları olarak, Cuma gecesinin o karanlık saatlerinin birlik ve beraberlik içinde aşılmış olmasından mutluyuz. Bugün burada, Cuma gecesi oluşan demokrasi mutabakatının devam etmesini talep etmek üzere Gazi Meclisimizdeyiz.Bundan böyle ülkemizin geleceği için adımlar atılırken, bugünkü demokrasi mutabakatı hiç unutulmasın. Ortak akıl daim olsun. Milletin kayıtsız şartsız egemenliğini hiçe sayan, bu darbe teşebbüsü; ülkemizin kurumsal altyapısının güçlendirilmesi gerektiğini hepimize gösterdi.

Bu yönde tedbirlerin alınacağı, adımların atılacağı yer; Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Bir yandan, milli egemenliğe saldıran vatan hainlerinden hukuka uygun olarak, yüce Türk adaleti önünde hesap sorulmalı. Öte yandan, bu tür alçakça saldırıları engellemek için siyasetin alması gereken tedbirler hızla hayata geçirilmeli. Kahraman ordumuzu ve vatansever askerlerimizi de hiçbir şekilde yıpratmamalıyız.

Bizler, ülkemizin 538 sendika konfederasyonu, meslek ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi olarak, bugün yüce Meclisimizi ziyaret ederek, demokrasi nöbetine devam ediyoruz.

Bizler, milli iradeye sahip çıkıyoruz. Geleceğe ve çocuklarımıza daha güçlü, daha huzurlu; daha müreffeh, daha demokratik bir ülke bırakmak hepimizin görevidir.

Bu nedenle, hızla hep birlikte çalışmaya odaklanmalıyız.'

 
Şehitlerimize Rahmet Diliyoruz PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Salı, 19 Temmuz 2016 09:37



15 Temmuz Cuma günü akşamı ülkemizde yaşanan darbe girişimi neticesinde yüzlerce vatandaşımız şehit olurken, olaylar sırasında Türkiye Kamu-Sen’e bağlı, Türk

Büro-Sen üyesi İhsan Lezgi ve Türk Tarım Orman-Sen İş yeri temsilcimiz Ramazan Konuş’da şehit olmuşlardır.

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk bir baş sağlığı mesajı yayınlayarak tüm şehitlerimize yüce Allah’tan rahmet diledi.

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkan İsmail Koncuk baş sağlığı mesajında;

Geride bıraktığımız Cuma akşamı ülkemizde yaşanan demokrasiyi kesintiye uğratma çabaları sırasında yüzlerce vatandaşımız şehit olurken, Türkiye Kamu-Sen’e bağlı Türk Büro-Sen üyesi SGK Personeli Yönetim Hizmetleri Daire Başkanlığı Arşiv binasında görev yapan üyemiz İhsan Lezgi ve Türk Tarım Orman-Sen Balıkesir Bandırma İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünde İş yeri Temsilcimiz olarak görev yapan Ramazan Konuş şehit olmuşlardır.

Türkiye Kamu-Sen olarak kurulduğumuz günden bu güne dek, demokrasiye karşı girişilen her türlü hukuksuz müdahalenin kurumsal olarak karşısında olduk.

Devletimizin kalesi olan Meclisimizin bombalandığı, sokaktaki vatandaşlarımızın üzerine mermiler yağdırıldığı ve yüzlerce can kaybının yaşandığı bu alçakça girişim, Türk tarihine kara bir leke olarak geçecektir.

Yaşanan tüm bu gelişmelere rağmen, Türk milleti büyük ve acı bir demokrasi sınavından başarıyla geçmiş, bundan önce yaşanan darbelerin aksine, rejimine ve devletine sahip çıkmıştır. Bu noktada büyük Türk milletinin ortaya koyduğu feraset ve cesaret de her türlü övgüye layıktır.

Ancak bu olaylar sırasında ne yazık ki yüzlerce vatandaşımız şehit olmuş, Türk Büro-Sen üyemiz İhsan Lezgi ve Türk Tarım Orman-Sen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Bandırma İş yeri Temsilcimiz Ramazan Konuş şehit olmuşlardır.

Türkiye Kamu-Sen ailesi olarak iki üyemize ve tüm şehitlerimize yüce Allah’tan bir kez daha rahmet diliyoruz. Allah birliğimizi ve dirliğimizi bozmasın, Türk milletine büyük geçmiş olsun' dedi.

 
DÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE HER TÜRLÜ DARBENİN KARŞISINDAYIZ PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Cumartesi, 16 Temmuz 2016 18:38

DARBENİN KARŞISINDAYIZ

Türkiye Kamu-Sen dün gece yaşanan demokrasiyi kesintiye uğratma girişimlerini protesto etti.

Genel Merkezimiz önünde başta Genel Başkanımız İsmail Koncuk olmak üzere, sendikalarımızın Genel Başkanları, Genel Merkez Yöneticilerimiz, Şube Başkanlarımız, üyelerimiz ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Devamını oku...
 
TÜRKİYE KAMU-SEN KESİNTİSİZ DEMOKRASİDEN YANADIR PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Cumartesi, 16 Temmuz 2016 18:29

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, bu akşam saatlerinde yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmede bulundu.

Genel Başkan Koncuk;

Devamını oku...
 
FRANSA’DA YAŞANAN TERÖR SALDIRISINI KINIYORUZ PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Cuma, 15 Temmuz 2016 12:42


Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Fransa’nın Nice Kentinde yaşanan terör saldırısına ilişkin bir kınama mesajı yayınladı.

Koncuk mesajında;

Fransa’nın Nice kentinde Ulusal Gün kutlaması sırasında yaşanan terör saldırısını şiddetle lanetliyoruz. Ülkemizin metropol illerinde düzenledikleri saldırılarda yüzlerce vatandaşımızı katleden terör örgütü, şimdi de Paris’te farklı inançlardaki yüzlerce masum insanı katletmiştir.

Terörü inanç bağlamına indirgeyerek yüce dinimizi karalamaya çalışanlar hem bu dünya da hem de öteki dünyada kahrolacaklardır. Sevgi ve hoşgörü dini olan İslam’ın adını bu yaptıkları kabul edilemez eylemlere referans gösterenler İslam’a en büyük darbeyi vurmakta, en büyük zararı vermektedirler.

Bununla birlikte, bir kere daha görülmüştür ki, terörün ideolojisi, dini, bölgesi, ahlakı ve ırkı yoktur. Bir bölgedeki terör olaylarına müsamaha gösterip, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışına sessiz kalanlar bir süre sonra salgın bir hastalık gibi yayılan terörizmin kurbanı olabilmektedirler.

Yıllardır ülkemizin ve coğrafyamızın en büyük belası olan terör sorununa kör bakanlar, bugün terörün çirkin yüzü ile muhatap olmuşlardır. Terörün çirkin yüzünü nerede göstereceğinin belli olmadığı son zamanlarda ard arda yaşanan saldırılarla da belli olmuştur.

Bu bakımdan bütün devletlerin ayrım yapmaksızın dünyanın neresinde olursa olsun, terörün her türlüsüne karşı bir araya gelerek en etkin mücadele yöntemlerini ortaya koymaları bir zorunluluktur. Aksi takdirde bu terör ateşi bütün dünyayı yavaş yavaş saracaktır.

Terör artık, bölgesel olmaktan çıkmış, küresel hale gelmiştir. Bugüne kadar belli bölgelerde yaşanan terör olaylarına gözlerini kapatıp, hatta bir anlamda destekleyen ülkelerin artık şapkayı önlerine koyup düşünme zamanları gelmiştir. Yıllardan beri ifade ettiğimiz gibi terörün maddi kaynaklarının ve silah ve mühimmat kaynaklarının bütün dünya devletlerinin bir araya gelerek kurutulması ve terör belasının bölge ayrımı yapılmaksızın dünya üzerinden sökülüp atılması bütün insanlığın geleceği açısından hayati bir zorunluluk haline gelmiştir.

Daha fazla masumun canı yanmadan, ülkelerin işbirliği içerisinde hareket ederek teröre yardım ve yataklık eden, maddi imkân sağlayan kaynakların kesilmesi konusunda harekete geçilmelidir. 

Bir kez daha Fransa’da yaşanan bu terör saldırısını insanlık adına lanetliyor, Fransız halkına baş sağlığı dileklerimizi iletiyoruz” dedi.

 
CEZALANDIRMAYA YÖNELİK BİR PERFORMANS SİSTEMİNE EN SERT TEPKİYİ VERİRİZ PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Cuma, 15 Temmuz 2016 12:33


Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, kamuya getirilmek istenen performans sistemine ilişkin sert uyarılarda bulundu. Performans sisteminin memurların iş güvencesini yok etmeye yönelik çabaların bir parçası olduğunu ifade eden Koncuk, “Bu yolda iş güvencemize yapılacak her türlü saldırıda, 3 milyon kamu görevlisinden alacağımız güçle, nefsi müdafaa hakkımızı kullanacağımızı ve negatif içerikli, cezalandırmaya dayalı performans sistemine karşı, iş bırakma dâhil en sert tepkiyi vereceğimizi duyururuz” dedi.

Koncuk, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Son günlerde memurlar için performans uygulaması yeniden gündeme taşınmıştır. Türkiye Kamu-Sen geçtiğimiz aylarda Devlet Personel Başkanlığı’nda gerçekleştirilen toplantıda performansa karşı duruşunu sergilemiş, konu hakkındaki görüşlerini açık ve net bir biçimde dile getirmiştir.

Ancak görülmektedir ki, memurun iş güvencesini kaldıramayanlar şimdi de performans sistemine sarılmış, negatif içerikli performans değerlendirme sistemi ile kamu görevlilerinin iş güvencelerini zayıflatma peşine düşmüşlerdir. Böylece Anayasaya aykırılığı açık olan memurun iş güvencesinin kaldırılması, hukukun arkasından dolanmak suretiyle gerçekleştirilmek istenmektedir. Yönetici atamalarında torpilin zirve yaptığı günümüzde adil bir performans sistemi oluşturulması hayal bile edilemez.
 

Performans sistemi ile kamu görevlilerinin verimliliğinin artırılmasının hedeflendiği ifade edilmektedir.    Tanım olarak ele alındığında verimlilik; bir üretim ya da hizmet sisteminin ürettiği çıktı ile bu çıktıyı yaratmak için kullanılan girdi arasındaki ilişkidir. Bu nedenle verimlilik, çeşitli mal ve hizmetlerin üretimindeki emek, sermaye, arazi, malzeme, enerji, bilgi gibi kaynakların etkin bir şekilde kullanılması anlamına gelmektedir.  Yüksek verimlilik ise aynı miktardaki kaynakla daha çok üretmek ya da aynı girdiyle daha çok çıktı elde etmektir.

Dolayısı ile memurlar için performans sisteminin temelinde iki önyargının yattığını söylemek mümkündür:

1- Türkiye’de kamu personeli verimli çalışmamaktadır.

2- Aynı sayıdaki kamu personeli ile daha fazla hizmet üretilebilir.

Türkiye Kamu-Sen olarak biz her iki önyargının da doğru olmadığı inancındayız. Çünkü bir çalışan grubunun verimli olmadığı ve etkinliğinin artırılması gerektiği fikrinin somut veriler yoluyla ortaya konulması gerekmektedir.  Bu kapsamda ne uluslararası ölçekte bir araştırma yapılarak Türkiye’deki kamu görevlilerinin ürettiği hizmetlerin kalitesi kıyaslanmış ne de ülke içinde kendine has bir değerlendirme yapılmıştır. Kamu personelinin verimliliğinin hangi şekilde artırılacağı belli değildir. Eğer bu konuda Avrupa ya da OECD ülkeleri örnek alınacaksa, bu durumda Türkiye’deki kamu görevlilerinin maaş seviyelerinin ve çalışma şartlarının bu ülkeler seviyesine çekilmesi, daha sonra verimlilik değerlendirmesi yapılması gerekmektedir. 

Kamu yönetiminde personel verimliliğini değerlendirmek için öncelikli olarak, o personelden beklentilerin ortaya konulması şarttır. Başka bir ifade ile personelin tamamının görev tanımının eksiksiz bir şekilde yapılması gerekir. Etkin bir hizmet sunumu için ise bir işin kaç personelle, ne kadar sürede yapılacağının belirlenmesi gerekir. Oysa Türkiye’de kamu görevlilerinin görev tanımları dahi yapılmamıştır. Diğer ülkelerle kıyaslandığında Türkiye, nüfusa göre en az kamu görevlisinin çalıştığı ülkeler arasında üst sıralarda yer almaktadır. Yani kendisinden ne beklendiğini dahi bilmeyen bir çalışan gurubunun az sayıda personelle, çok sayıdaki vatandaşa hizmet götürmesi beklenirken bir taraftan da verimsizliği üzerinde görüş beyan ediliyorsa burada bir art niyet aramak gerekmektedir. Personel verimliliğinin artırılması için çalışma ortamından, özlük haklarına, mali haklarından, sendikal haklarına, iş yerlerinde uygulanan mobbing ve baskıya kadar geniş bir yelpazede ele alınması gereken sorunları varken, kamudaki bütün aksaklıkların personelden kaynaklandığını varsaymak akılcı ve gerçekçi bir yaklaşım değildir.   

Türkiye Kamu-Sen olarak yıllardır dile getirdiğimiz, bir kısım çevrelerin memurluk güvencesine karşı gizli bir saldırı içerisinde olduğu gerçeği zaman zaman yapılan çalışmalarla ifşa edilmektedir. Memurluk güvencesinin kaldırılmasının bir yolu da performans sistemidir.  Performans sistemi, kamu istihdamını özel kesim istihdam anlayışına uygun hale getirirken kamu görevlisi kavramını da ortadan kaldıracak bir durum yaratacaktır.  

Sonuç itibarı ile performans sistemi, hizmet yerine verimliliği; kamu yararı ilkesi yerine ise kârı ya da müşteri memnuniyetini önceler.  Bu şekliyle performans sistemi kamu kurum ve kuruluşlarına özel sektör anlayışını yerleştirmeyi amaçlayan, devlet yönetimini ticari anlayışa dönüştürecek, kamu görevlisini, içinde bulunduğu çalışma grubundan soyutlayarak tüm kamu çalışanlarını birbirine rakip haline getirecek ve kamu yararı ilkesini yok edecek bir nitelik taşımaktadır.

Kaldı ki, performans sistemi, genel olarak süreci değil sonucu değerlendirdiği için özellikle kamu hizmeti üretenlerin bir birim hizmet üretmek için ortaya koyduğu çabayı ve bu hizmeti üretirken uymak zorunda olduğu yasal mevzuatı, prosedürü ve titizlik ilkelerini ne denli göz önünde bulundurduğu gerçeğini yok sayar. Başka bir ifade ile performans sistemi, bir kişinin ne kadar çok çalıştığına değil ne kadar çok ürettiğine dayanan bir anlayışı ifade eder.

Performans, işyerindeki herkesi birbirinin rakibi haline getirir; çünkü toplam kaliteyi değil bireysel değerlendirmeyi esas alır. Dolayısıyla her çalışan, çalıştığı gruptan ayrılarak bireysel performansını yukarılara taşımak ve grup içerisindeki herkesten daha başarılı olmak zorundadır. Bireyselci toplumların bakış açısına göre her birey diğer insanlardan / toplumdan ayrı bir varlıktır. Bu yüzden bu toplumlarda “ben” bilinci baskın olarak gözükür ve karşılaştırmalar birey bazında -yani “ben” “sen” şeklinde- yapılır. İşte performans sisteminin özünde de bu ferdiyetçi anlayış vardır ve her çalışan aynı birimde birlikte hizmet ürettiği bir başkasıyla kıyaslanır. Bu da grup dayanışmasını, ortak hareket etme bilincini ve kurumsal hedeflere ulaşma gayretini yok edecek bir durumu ortaya çıkarır.

Performans ölçümü için, özellikle hizmet üretilen birimlerde, çıktının metre, kilogram, cm küp gibi ölçütlerinin olmayışı, değerlendirmeyi tam olarak subjektif unsurlara dayanan ve güvenilirliği tartışılan bir yapı haline getirecektir.  Kamu kurum ve kuruluşlarında siyasallaşmanın bu denli arttığı dönemde, kamuda çalışan geniş kesimler için başarı değerlendirmesinin yapılmasında siyasi ve kişisel kayırmacılığın ön plana çıkması beklenen gelişmedir. Özellikle son dönemde yönetici atamalarında ve görevde yükselme sınavlarında yaşanan ayrımcılık göz önünde bulundurulduğunda, kamuda negatif nitelikli performans değerlendirmesinin memurun iş güvenesi üzerinde nasıl bir baskı unsuru oluşturacağı açıktır.   

Kaldı ki, kamu hizmetinin birincil amacı olan kamu yararı ilkesi ile performans kriterlerinin uyuşmayacağı bilinmelidir. Bu durumda kriterleri belli olmayan performansın ölçümü nasıl yapılacaktır? Bu nedenle performans sistemi kamu yönetiminde tuzaklarla ve boşluklarla doludur.

Tarafımıza ulaşan bilgilere göre kamu görevlilerinin performansının memurun üstü, iş arkadaşları, memurun altında çalışan personel ve hizmetten faydalanan vatandaşlar tarafından değerlendirileceği belirtilmektedir. Bu noktada performans sisteminin kamudaki ast üst ilişkisini yok edeceği, bürokratik yapılanmayı tersine çevireceği ve bir kamu görevlisinin, haklı olup olmadığına bakılmaksızın hizmetten faydalananların kölesi haline getirileceği açıktır. Bir öğretmen düşük performans alma kaygısı içerisinde bir öğrencisine nasıl düşük not verebilecek, notları zayıf olan öğrencinin velisi, öğretmenin performansını ne derece objektif bir şekilde değerlendirecektir.

Bir idarecinin astları tarafından değerlendirmeye tabi tutulması, memurun performansının iş arkadaşları tarafından belirlenmesi çalışma barışını bozacak, kurumlardaki rekabeti ve çatışmayı körükleyecek bir unsur olacaktır.   

Performans sisteminin bir başka vazgeçilmezi ise çalışanlara hedefler verilmesi ve bu hedeflere ulaşma oranının değerlendirilmesidir. Kamu hizmeti yürütmekte olan memurlara verilecek elle tutulur hedefler hangi şartlarda ve nasıl belirlenecektir? Dışişleri Bakanlığı’nda görev yapan bir memura, bir polis memuruna ne hedefi verilecektir? Dolayısıyla, kamudaki her memura somut, elle tutulur bir hedef verilmesi mümkün değildir.

Kamuda, hiçbir memurun görev tanımı tam olarak yapılmamışken, memurların pek çoğunun üzerinde birden çok görev ve sorumluluk bulunmaktayken; hatta yapacakları işler belirtildikten sonra “amirlerinin verdiği diğer görevleri de yapar” ifadesi ile her türlü işi yapmakla mükellef olan memurların varlığı, kamuda performansın ölçülmesini imkânsız hale getirmektedir.

Görülmektedir ki, yıllardır yürütülen memurluk güvencesini yok etme çalışmaları performans sistemiyle birlikte yeni bir boyut daha kazanmıştır. Bu yolla kamu görevlilerinin tamamına sürekli performans hedefi verilecek, performanslar subjektif kriterlere bağlı olacak, memurlar üstleriyle birlikte kendi astları, iş arkadaşları ve vatandaşlar tarafından değerlendirilecek, kamuda çalışma barışı yok edilerek bireyselleşme körüklenecek, kamu yararı ve kanuna uygunluk kriterleri ikinci plana atılacaktır.

Subjektif bir şekilde değerlemeye tabi tutulan kamu görevlisine de görev değişikliği, sürgün ve işten çıkarma yolu açılarak memurluk güvencesine en büyük darbe vurulmuş olacaktır. Dolayısıyla kamuya performans sistemini getirmeyi amaçlayan bu anlayış, kamu görevlilerinin özel kesim işçi mantığıyla çalıştırıldığı, kamu yararının yok edilerek sonuç odaklı yaklaşımların ön plana çıkarıldığı, tüccar devlet anlayışının hâkim kılındığı bir yapıyı amaçlamaktadır.

Türkiye Kamu-Sen, neoliberal politikaların ve küreselleşmenin ülkemize dayattığı bu yaklaşımı ve tehditleri yıllar öncesinden görmüş ve tüm kamu görevlilerini ortak mücadeleye davet etmiştir. Memurlarımıza dört bir koldan saldırılırken tehlike de giderek büyümekte ve tehdide dönüşmektedir. Bu tehditlerin kamu görevlilerimizin geleceğini karartmasına ve kazanılmış en önemli hakkımız olan iş güvencemizin elimizden alınmasına asla müsaade etmeyeceğimiz bilinmelidir. Bu konuda bütün teşkilatlarımız teyakkuz halinde gelişmeleri yakından takip etmektedir.

Bu yolda iş güvencemize yapılacak her türlü saldırıda, 3 milyon kamu görevlisinden alacağımız güçle, nefsi müdafaa hakkımızı kullanacağımızı ve negatif içerikli, cezalandırmaya dayalı performans sistemine karşı, iş bırakma dâhil en sert tepkiyi vereceğimizi duyururuz”

İsmail KONCUK

 Genel Başkan

 
Terör Saldırısını Lanetliyoruz PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Çarşamba, 29 Haziran 2016 07:37

 

İstanbul'da Atatürk Havalimanında gerçekleşen hain terör saldırısı nedeniyle Genel Başkanımız Necati Alsancak tarafından bir taziye mesajı yayınlandı.

"Dün gece İstanbul Atatürk havalimanında yaşanan hain terör saldırısı sonucunda 36 vatandaşımız şehit olmuş, 147 vatandaşımız ise  yaralanmıştır. 
Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine sabır ve  yaralılara acil şifalar diliyorum.  Bu kalleş saldırıyı lanetliyoruz. Türkiye’yi kaos ortamına sürüklemek ve milletimizin birliğini dirliğini ve ülkenin huzurunu yok etmek isteyen terör örgütleri asla amaçlarına ulaşamayacaktır.

Mübarek Ramazan günü kan döken bu caniler ve onların tüm işbirlikçilerinde hesap sorulmalıdır. Tüm terör örgütlerine ve onların destekçilerine karşı yoğun ve tavizsiz mücadele edilmelidir. Taviz verilen, görmezden gelinen bir süreç sonucunda ülkemizin bugünkü geldiği durum iyi analiz edilmeli ve tüm terör odaklarından, bunların işbirlikçilerinden, Sivil toplum örgütü kılıfı altında teröre taşeronluk, teröriste hamilik yapanlardan ülkemiz temizlenmelidir. 

Bu temenni ile bir kez daha İstanbul Atatürk Havalimanı'nda yaşanan bu alçak saldırıyı lanetliyor, şehitlerimize Allah'tan rahmet, ailelerine sabırlar, Türk milletine baş sağlığı dileklerimi sunuyorum. Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum."

Necati ALSANCAK
Türk İmar-Sen Genel Başkanı 

 
AFET VE ACİL DURUM ARAMA KURTARMA BİRLİKLERİ İLE ARAMA KURTARMA EKİPLERİ KIYAFET YÖNETMELİĞİ TASLAĞI PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Salı, 14 Haziran 2016 08:46

 

AFET VE ACİL DURUM ARAMA KURTARMA BİRLİKLERİ İLE ARAMA KURTARMA EKİPLERİ KIYAFET YÖNETMELİĞİ TASLAĞI

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Hukuki Dayanak ve Tanımlar

Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, Afet ve Acil Durum Arama Kurtarma Birlik Müdürlükleri ile Afet ve Acil Durum Arama Kurtarma Ekiplerinde görevli personelin eğitim, görev, merasim ve günlük çalışmalarda giyecekleri kıyafetler ile kullanılacak sembol ve rütbe işaretlerine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

Kapsam

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, afet ve acil durum arama kurtarma birlik müdürlükleri ile il afet ve acil durum ekip personeline, tarihli ……………. Bakanlar Kurulu Kararı ile değişik 14/09/1991 ve 91/2268 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Memurlara Yapılacak Giyecek Yardımı Yönetmeliğinin ……..inci maddesi uyarınca, ifa edilen hizmetin özelliği dikkate alınarak verilmesi öngörülen giyecek eşyası ile bunlara ait şekiller,birim ve rütbe işaretlerinin renk, cins, kullanım tarzı ve süresine ilişkin hususları kapsar.

Dayanak

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik, 29/05/2009 tarihli ve 5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 17 nci maddesi ile 09/06/1958 tarihli ve 7126 sayılı Sivil Savunma Kanununun 30 uncu maddesi ve 6/3150 sayılı Sivil Savunma ile İlgili Şahsi Mükellefiyet, Tahliye ve Seyrekleştirme, Planlama ve Diğer Hizmetler Tüzüğünün ek 123 üncü maddesi ile 14/09/1991 ve 91/2268 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Memurlara Yapılacak Giyecek Yardımı Yönetmeliğine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 4 – (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında;

  1. a)Başkan: Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanını,
  2. b)Başkanlık: Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığını,
  3. c)Birlik: Afet ve acil durum arama kurtarma birlik müdürlüklerini,

ç)  Birlik Müdürü : Afet ve acil durum arama kurtarma birlik müdürlerini,

  1. d)Birlik personeli: Birliklerde görev alan arama kurtarma personelini,

            e) İl ekibi: İl afet ve acil durum müdürlüklerinde bulunan arama ve kurtarma ekiplerini,

f) İl ekibi personeli: İl ekiplerinde görev alan arama kurtarma personelini,

g) İl Müdürü: İl afet ve acil durum müdürünü,

            ğ) İl Müdürlüğü: İl afet ve acil durum müdürlüğünü,

            h) KBRN: Kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleeri,

ı) Yönetici personel: Birliklerde, Birliğin sevk ve idaresinden sorumlu birlik müdürünü,   sivil savunma uzmanını, birim amirini ve ekip şefini; il ekiplerinde ise; ekiplerin sevk ve idaresinden sorumlu şefi,

i) Sembol, arma ve rütbe işaretleri: Birlik ve il ekibi personelinin harici ve görev kıyafetlerinde kullanılan tanıtıcı işaretleri,

ifade eder.

 

İKİNCİ BÖLÜM

Genel Hükümler

Resmi elbise giyme zorunluluğu

MADDE 5 – (1) Birlik ve il ekibi personeli, günlük çalışma, eğitim ve görevde faaliyetin niteliğine uygun baret, iş gözlüğü, iş eldiveni gibi kişisel koruyucu donanımı kuşanmak ve merasimlerde resmi elbise giymek zorundadır.

(2) Birlik müdürleri ve Birlik müdürünün uygun göreceği yönetici personel görev, eğitim ve merasimler dışındaki günlük çalışmalarında farklı elbise giyebilir.

(3) Bu Yönetmeliğin kapsamı dışında kalan diğer personele birlik ve/veya il ekip kıyafeti verilmez.

Resmi kıyafet ve teçhizatın kullanımında uyulacak esaslar

MADDE 6 – (1) Resmi elbise, rütbe işaretleri, teçhizat ve giyecekler aşağıda belirtilen esaslara uygun olarak giyilir, takılır ve taşınır:

a) Ceket, mont ve parkanın düğmeleri ilikli ve fermuarları kapalı bulunur. Görev anında ve görevin özelliğine göre, sıralı amirlerin vereceği emirle, düğme veya fermuar açık olabilir.

b) Resmi elbise giyenlerin, bina dışında görevin özelliğine göre, şapka veya kep giymeleri zorunludur.

c) Bere ve kep siperliğinin ön kenarları ile kaş arasında en az bir, en çok bir buçuk parmak mesafe bırakılmak sureti ile kaşlara paralel olarak giyilir.

ç) Kıyafet, daima temiz ve ütülü olarak giyilir. Kıyafette sökük, yırtık ve yama bulunmaz.

d) Bu Yönetmelikte belirtilen tip ve model dışında ayakkabı, çizme veya uzun konçlu bot giyilmez. Bot ve ayakkabılar, daima temiz ve boyalı bulundurulur.

e) Erkek personel mevzuata uygun olarak bıyık bırakabilir. Saçlar, kep şapka giyildiğinde dışarı taşmayacak uzunlukta kesilir. Favoriler, kulak deliği hizasını geçemez, sakal bırakılmaz.

f) Sivil elbise giyilmesi emredilen durumlarda, afet ve acil durum bölgeleri ile arazide yürütülecek faaliyetler dışında 16/07/1982 tarihli ve 8/5105 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe giren Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde giyinilmesi zorunludur.

g) Bayan personel, resmi kıyafetli iken, tırnak uzatamaz, makyaj ve saç modeli yapamaz, ziynet eşyası ve benzerlerini takamaz. Saçlar omuza dökülmeyecek şekilde kısa kesilir veya sade topuz şeklinde toplanır ve kâkül bırakılmaz.

ğ) Üniformasız olarak görev yapan bayan personel; görev sırasında kolsuz ve açık yakalı gömlek, bluz ve terlik tipi ayakkabı giyemez. Etek boyu, dizden yukarı ve yırtmaçlı olamaz.

h) Üniforma ile birlikte bu Yönetmelikte belirtilen işaretler dışında kolye, künye, bilezik, küpe, madalyon, rozet ve benzerleri takılmaz.

ı)   Resmi kıyafetlerin içine, dışarıdan görünebilecek şekilde kazak, yelek ve benzerleri giyilmez.

i)   Eskimiş olsa bile resmi elbise, ayakkabı ve botlar ile diğer malzemeler satılamaz.

j)   Birim ve rütbe işaretleri sökülmek sureti ile resmi kıyafetler sivil kıyafete dönüştürülerek kullanılamaz. Resmi pantolon; sivil gömlek, kazak, ceket gibi şeylerle birlikte giyilmez. Resmi kıyafetin üzerine sivil palto, pardösü ve benzerleri giyilmez.

k) Düşük kemerli pantolon yaptırılmaz ve giyilmez.

l)   Kıyafetin altına bu yönetmelikte belirtilen ayakkabı ve bot dışında başka biçimde ve renkte ayakkabı ve bot giyilemez.

m) Verilen giyecek eşyasının ve teçhizatın iyi, temiz, sağlam, noksansız bulundurulması ve kullanılması zorunludur. Giyim eşyası ve teçhizatın bakımı, öncelikle kullanana aittir.

 

Resmi kıyafet giyecek personel

MADDE 7 – (1) Arama ve kurtarma hizmetlerinde kendilerine görev verilen personelin ifa edilen bu görev esnasında bu yönetmelik kapsamında belirtilen veya branşlar için özel dizayn edilen kıyafetleri giymesi zorunludur.

 

Denetim

MADDE 7 – (1) Yönetici personel; astlarının kılık ve kıyafetlerinin bu Yönetmelikte düzenlenen esaslara uygun olup olmadığını kontrol etmek, kılık ve kıyafeti uygun olmayan personeli uyararak Yönetmeliğe uygun şekilde giyinmelerini sağlamak, uyarıyı yerine getirmeyen personeli sıralı amirlerine bildirmekle görevli, yetkili ve sorumludur.

(2) İl Müdürü, bu Yönetmelikte belirtilen kıyafet usul ve esaslarına aykırı olarak kıyafetler üzerinde değişiklik yapılmaması için gerekli tedbiri alır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Verilecek Giyim Eşyası, Verilme Zamanı ve Kullanım Süreleri

 

Verilecek giyim eşyası

MADDE 8 – (1) Resmi kıyafet giyecek personele; yazlık, kışlık olmak üzere görev kıyafeti, spor kıyafeti, rütbe ve tanıtım malzemeleri ile iş güvenliği mevzuatı çerçevesinde kullanılacak malzemeler, kısa süreli arazi çalışmalarında kullanılacak küçük boyutlu sırt çantası ve uzun süreli dış görevler için kişisel malzeme ve teçhizatı içinde barındırabilen ve her an göreve hazır şekilde bulundurmayı sağlayacak büyük boy görev çantası verilir.

Kıyafetlerin verilme zamanı

MADDE 9 – (1) İklim şartları gözetilerek giyim ve kullanma süreleri bakımından birliği sağlamak amacıyla;

a) Kışlık kıyafete ait giyim eşyaları eylül aynın ilk haftasında ayında,

b) Yazlık kıyafete ait giyim eşyaları nisan ayının ilk haftasında mayıs ayında,

c) Mevsim ile ilgili olmayan giyim eşyaları ise nisan veya mayıs aylarında verilir.

İhtiyaçların bildirilmesi

MADDE 10 –  (1) Başkanlık teşkilatında çalışan kendilerine arama ve kurtarma hizmetlerinde görev verilen personelin, kıyafet ihtiyacı her yıl Ocak ayı içinde Başkanlığa bildirilir.

 

Kullanım süresi ve miktarı

MADDE 11 – (1) Arama ve kurtarma personeline bu Yönetmelik gereğince verilecek kıyafetlerin miktar ve kullanım süreleri Memurlara Yapılacak Giyecek Yardımı Yönetmeliğinde belirtildiği gibidir.

(2) Bunların dışında kalan ve tarihli ve sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürüğe giren Arama Kurtarma Teknisyenlerinin Görevleri, Çalışma Usul ve Esasları ile İlgili Yönetmelikte belirtilen görevli verilen personele, ifa edilen görevin özelliği dikkate alınarak verilecek kıyafetlerin cinsi, miktarı, verilme zamanı ile bunların kullanım süreleri ekip amirinin önerisi ve il müdürünün onayı ile belirlenerek personele dağıtılır. Birlik müdürlüklerinde birim amirinin teklifi ve birlik müdürünün onayı ile belirlenir ve dağıtımı yapılır.

 

Göreve başlama

MADDE 10 – (1) Göreve yeni başlayan personele 9 uncu maddede belirtilen aylar beklenmeden, giyim eşyası verilir ve giyim eşyaları miadı dolduktan sonraki ilk dağıtım zamanında yenilenir.

(2) Herhangi bir nedenle, bir dönem için verilmeyen giyim eşyası, sonraki dönemlere ait giyim eşyaları ile birlikte verilemez.

 

Görevden ayrılma, emeklilik ve tayin

MADDE 11 (1) Herhangi bir sebeple görevinden ayrılan veya çıkarılanlardan veya aynı çeşit giyim eşyası verilmeyen bir göreve nakledilenlerden, aldıkları giyim eşyalarından kullanım süreleri sona ermemiş olanların aynen iadesi istenir.

(2) Emekliye ayrılma, görevine son verilme, aynı çeşit giyim eşyası kullanılan göreve nakil olma ve ölüm hallerinde iade edilmez.

(3) İl Müdürlükleri arası nakil olan personele verilen giyim eşyalarının cins ve miktarı ile dağıtım tarihleri ayrıldığı İl Müdürlüğü tarafından yeni atandığı İl Müdürlüğüne bildirilir.

Görev gereği yıpranan kıyafet

MADDE 11 – (1) Memurlara Verilecek Giyim Yardımı ile İlgili Yönetmelik ve il müdürlükleri tarafından belirlenen özel nitelikli kıyafetlerin kullanım süreleri dolmadan yenisi verilmez.

(2) Ancak; kıyafetlerin yerine getirilen görev nedeniyle kullanılmaz hale gelir ve bu durum bir tutanak ile tespit edilir ise bu yönetmelikte belirtilen veriliş tarihleri dikkate alınmadan birim amirinin onayı ile yenisi verilebilir.

 

Göreve geri dönenlere verilecek giyim eşyası

MADDE 12 – (1) Görevden uzaklaştırılan, aylıksız izin alan, gözetim altında tutulan, tutuklanan ve memuriyetle ilişiğinin kesilmesini gerektirmeyen bir cezaya mahkûm olup da cezası infaz edilmekte olanlara, görevlerine dönmüş olmaları halinde, yeniden giyim eşyası verilir; ancak bu kişilere görevden ayrı oldukları süreler için giyim eşyası verilmez.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Kıyafet Türleri, Tipleri ve Özellikleri

 

Kıyafet türleri, tipleri ve özellikleri

MADDE 14 – (1) Birlik ve ekiplerde görev yapan personel yazlık ve kışlık olmak üzere iki tür kıyafet giyer.

  1. a)Yazlık kıyafet; tişört (ek -4), pantolon (ek-6), kep şapka (ek-7) ve yazlık ayakkabıdan,
  2. b)Kışlık kıyafet; yağmurluk, parka (ek-2), mont (ek-3), pantolon (ek-6), sweatshirt (ek-5), kazak, bere (ek-8), eldiven, termal içlik ve bottan oluşur.

(2) Birinci fıkradaki kıyafetler dışında, yerine getirdiği görevin niteliğine göre personel tulum ve acil durum ikaz yeleği (ek-10) giyer.

(3) Kıyafetler, Yönetmelik ekinde gösterildiği şekilde hazırlanır.

 

İhtisas ekiplerinin özel kıyafetleri

MADDE – 15 (1) Sualtı ve su üstü arama kurtarma ekipleri, dağ arama ve kurtarma ekipleri, KBRN ekipleri ve diğer ihtisas ekiplerinin görev esnasında giydiği özel kıyafetlerin şekil, cins ve esasları, kullanma süresi ile bu kıyafetlerde kullanılacak işaret, sembol ve kokartlar Başkanlık tarafından belirlenir.

 

Rütbe işaretleri ve takılacağı yer

MADDE 16- (1) Birliklerde birlik müdürü, sivil savunma uzmanı, birim amiri, ekip amiri ile il ekiplerinde ekip şefi ve ekip amirinin kullanacağı rütbe işaretlerinin detay ve çizimleri ek-10’da belirtildiği şekilde omuza takılacaktır.

Ceza

MADDE 17- (1) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı teşkilatına veya bu teşkilatın memur ve hizmetlilerine veya mükelleflere mahsus kıyafet ve tanınma işaretlerini yetkisi olmadığı hâlde kullanan, giyen ve taşıyanlar hakkında Sivil Savunma Kanununun 50 ve 52 nci maddeleri uygulanır.

BEŞİNCİ BÖLÜM

Yürürlük ve Yürütme

Yürürlükten kaldırılan yönetmelik

MADDE 18 – (1) 22/06/2000 tarihli ve 24087 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan Sivil Savunma Arama ve Kurtarma Birlikleri Kıyafet Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlük

MADDE 19 – (1) Sayıştay Başkanlığının görüşü alınarak hazırlanan bu Yönetmelik yayımlandığı tarihte yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 20 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının bağlı olduğu Başbakan Yardımcısı yürütür.

 
Emekli İkramiye Ödemesinde Haksızlık Yapılmamalı PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Çarşamba, 08 Haziran 2016 10:31


Malum olduğu üzere, Kamu çalışanlarının emekli ikramiyesi hesaplanırken 30 yıl ile sınırlı idi. Yani 30 yıldan sonraki çalışmalar emekli ikramiyesine dikkate alınmıyordu. Anayasa mahkemesine yapılan bir başvuru sonucunda Yüksek Mahkeme verdiği kararla 30 yıl sınırını kaldırmıştı.

Mahkeme kararına istinaden Bakanlar Kurulunca TBMM’ye sevk edilen Kanun tasarısına göre, 30 yıldan fazla hizmet süresi olan tüm emekli kamu personelinin emekli ikramiyeleri ödenecektir. 
Anayasa Mahkemesinin verdiği kararın ardından açılan davaların davacılar lehine sonuçlanması sonucunda hükümetin böyle bir düzenlemeye gitmesi herşeye rağmen yine de olumludur. 
Fakat düzenleme kamuoyuna emekli memurlara ikramiye müjdesi olarak lanse edilirken yasa tasarısında yer alan ayrıntılarda adaletin göz ardı edildiği ve emekli memurlara haksızlık yapıldığı görülmektedir.  
Tasarıya göre emekli ikramiyelerinin ödenmesinde emekli olunan tarihteki memur katsayısının esas alınması düzenlenmiştir. Buna göre 2000 yılında emekli olan bir memurun 30 yıldan fazla çalıştığı tüm yıllar için emekli olduğu tarihteki katsayılar esas alınacaktır.  Aradan geçen yıllardaki enflasyonun bile hesaba dahil edilmemesi veya bugünkü katsayıdan ödeme yapılmaması gibi eksiklikler nedeniyle haksızlık olacaktır. Devlet kendi alacağı olduğundan ilk günden işlettiği yasal faiz uygulamasını emekliye geriye dönük emekli ikramiyesi hesaplamasında kapsam dışında tutarak sadece ödeme yapmaya başladığı günden hesaplayacak olması geçmişe dönük hak edişleri enflasyon karşısında yok edecektir.  
Örneğin 2000 yılında emekli olan bir memur o günkü  katsayıya göre sadece 1000 TL alacakken bugünkü katsayısından hesaplama yapılsa bu miktar 10 Bin TL’nin üstüne çakacaktır. Ortaya çıkan bu haksızlık mutlaka giderilmelidir. Müjde diyerek adaletsizlik yapılmamalıdır.

 
Alçak Saldırıyı Lanetliyoruz PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Salı, 07 Haziran 2016 08:20


Bu sabah saatlerinde İstanbul Vezneciler’de meydana gelen hain saldırı bizleri bir kez daha derin bir üzüntüye boğmuştur.

İçinde bulunduğumuzu mübarek Ramazan ayında dahi durmayan terör iğrenç yüzünü bugünde İstanbul’da göstermiş, polislerimize karşı yapılan alçak saldırıda 7 polisimiz ve 4 sivil vatandaşımız şehit edilmiştir. Patlamada 3’ü ağır olmak üzere 36 vatandaşımız ise yaralanmıştır.

Polislerimize yönelik yapılan bu saldırıyı nefretle lanetliyor, şehit olan polislerimize ve hayatlarını kaybeden tüm vatandaşlarımıza yüce Allah’tan rahmet, ailelerine ve Türk milletine baş sağlığı dileklerimi sunuyorum. Patlamada yaralanan polislerimiz ve sivil vatandaşlarımıza da acil şifalar diliyorum. 

 

     Necati Alsancak
   Genel Başkan 

 
BU YIL İFTAR SOFRASININ MALİYETİ 1.711,87 TL PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Pazar, 05 Haziran 2016 00:00


Türkiye Kamu-Sen Araştırma Geliştirme Merkezi, sıcak ve uzun yaz günlerine rastlayan Ramazan ayında oruç ibadetini yerine getiren vatandaşlarımız için iftar yapmanın bedelini hesapladı. Buna göre 4 kişilik bir ailenin iftar yapması için gerekli olan günlük tutarın en az 59,03 TL; 29 gün sürecek Ramazan boyunca oruç açmanın maliyetinin ise asgari olarak 1.711,87 TL olduğu belirlendi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun resmi verileri ile piyasa rakamlarından yola çıkılarak yapılan araştırmada bir vatandaşın, oruç tuttuğu süre boyunca ihtiyaç duyduğu enerji, vitamin ve minerallerin sağlanabilmesi için gerekli olan gıda ürünleri ve miktarları tespit edildi.

Araştırmada oruç ibadetini yerine getiren bir kişinin, sağlıklı bir şekilde aktivitelerini sürdürebilmesi için günlük yaklaşık 3 bin kaloriye ihtiyacı olduğu vurgulandı. Geleneksel Ramazan yemeklerinden yola çıkılarak hazırlanan tabloda, bir ailenin günlük iftar bedelinin 59,03 TL; 29 gün sürecek olan Ramazan ayı boyunca oruç açmanın maliyetinin ise 1.711,87 TL olduğu belirtildi. Buna göre oruç ibadetini yerine getiren bir kişinin yalnızca günlük iftar maliyeti 14,76 TL, aylık ise 427,97 TL olarak belirlendi.

Türkiye Kamu-Sen Araştırma Geliştirme Merkezi, aynı ürünler üzerinden 2015 yılında yaptığı araştırmada 4 kişilik bir ailenin iftar maliyetinin günlük 53,89 TL; Ramazan ayı boyunca ise 1.562,81 TL olarak hesaplamıştı. Buna göre oruç açmanın maliyetinin son bir yıl içinde %9,54 oranında yükseldiği görülüyor.

KONCUK: BAYRAM İKRAMİYESİ LÜKS DEĞİL İHTİYAÇTIR

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, konu ile ilgili yaptığı açıklamada, ortalama memur maaşının 2.575,09 TL olduğunu belirterek, “Yalnızca oruç açmak için bir memur, maaşının %66,5’ini, yani üçte ikisini ayırmak zorunda. Çalışanların kazançları gıda ihtiyacına dahi zor yetiyor, diğer ihtiyaçlar için ise para kalmıyor. Geçen yıla göre oruç açmanın maliyeti % 9,54 oranında yükseldi.

Bu yıl memur maaşı ortalama 168 TL arttı. Bu zam zaten yıl içerisinde harcamalar karşısında eridi ve memurun maaşı reel olarak düştü. Şimdi ise iftar sofrasının maliyetinin de 149 TL pahalandı.

Huzur ve mutluluğun ayı mübarek Ramazan ayında bile kamu çalışanları sofralarına koyacakları bir hurmanın hesabını yapmaları hepimizi derinden yaralamaktadır. Türkiye Kamu-Sen’in bugüne kadar ifade ettiği gibi kamu çalışanları ve emeklilere bayram ikramiyesi verilmesi artık bir zaruret haline gelmiştir.

Bu vesile ile tüm vatandaşlarımızın mübarek Ramazan ayını içten dileklerimizle kutluyor, tüm Türk İslam alemine hayırlar getirmesini yüce Allah’tan niyaz ediyorum” dedi.

 
HOŞ GELDİN YA ŞEHR-İ RAMAZAN! PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Pazar, 05 Haziran 2016 00:00


“Gözyaşlarının dindiği, fakirlerin sevindiği, açların doyduğu, karnı tok, sırtı pek olanların, açlık ve yoklukla sınandığı, yüzlerin güldüğü, gönüllerin şenlendiği, evlerimize rahmet, bereket ve huzurun yağdığı Ramazan ayını karşılıyoruz.

Bir gün boyunca aç ve susuz kalmanın ötesinde oruç; yüce Allah’ı ve bizlere bahşettiği nimetleri düşünerek O’nun büyüklüğünü ve sonsuz rahmetini idrak etmektir. Bu ay, Yüce Rabbimizin insanlığa bir nimet olarak gönderdiği ayetlerini içimize sindirerek, düşünerek ve ibret alarak bütün yaşantımız boyunca rehber edinmemize vesile olan aydır.

Ramazan ayı dostluğun, kardeşliğin pekiştiği; birliğin, beraberliğin geliştiği; az olan nimeti paylaşarak çoğaltma, çok olan dertleri destek olarak yok etme hikmetinin hayat bulduğu aydır. 

Bugün insanlık, Kur’an-ı Kerim’in nuru ile aydınlanmaya, İslam’ın ruhu ile şereflenmeye, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)’in sünneti ile kurtuluşa ermeye muhtaçtır.

İslam coğrafyasını saran ateşin bir an önce dinmesi; Doğu Türkistan’da, Tuzhurmatu’da, Musul’da, Kerkük’te, Erbil’de, Batı Trakya’da, Orta Avrupa’da velhasıl dünyanın dört bir köşesinde Türk ve  Müslüman kardeşlerimiz üzerinde oynanan oyunların bozulması, Müslümanların kan ve gözyaşı üzerine yapılan plan ve projelerin çökmesi, bilerek veya bilmeyerek bu kirli oyunların bir parçası ve piyonu olarak hareket edenlerin gerçekleri görmesi bu mübarek günlerde Yüce Yaradan’dan en büyük dileğimizdir. 

Bilinmelidir ki, insan sahip olduklarının kıymetini kaybedince anlar. Şüphesiz, yüce Allah’ın biz insan oğluna verdiği nimetler her zaman değerli ve anlamlıdır. Ancak bunun yanında bizlere bahşettiği vatanımız ve topraklarımız da  bizler için bir o kadar değerli ve önemlidir. Son aylarda ülkemizin teröre karşı yürüttüğü mücadelede bu vatan toprakları için, bizler bu mübarek ayı, günlerimizi ve geleceğimizi huzurla geçirelim diye genç yaşlarında kara toprağa düşen şehitlerimize yüce Allah’tan rahmet diliyorum. Aileleri, yakınları ve necip Türk milletine bir kez daha baş sağlığı dileklerimi iletiyorum. Bu mücadelede yaralanan ve gazi unvanını alan yiğitlerimize acil şifalar ve hayırlı bir yaşam diliyorum.

Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in indirildiği Ramazan ayı, tüm insanlara rahmeti, bereketi ve kurtuluşu müjdeler. Bu ayda göğe açılan ellerin, Allah’a yönelen gönüllerin kurtuluşa erdiğini unutmayalım. Bu ayda indirilmeye başlayan Kur’an-ı Kerim’in ilk emri “Oku”; tüm dünyayı, olayları, insanları, doğruyu ve yanlışı idrak etme, karar verme ve taraf olma zorunluluğumuzu ortaya koyar.  İşte bu ay, bizler için bir vicdani hesap ayı olmalı; madde ve mana âleminde kurtuluşumuza vesile olacak bir tavır içine girmemizi sağlamalıdır.

Gerek yurt içinde gerekse yurt dışında birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularının pekişmesi, huzurun ve güvenin hâkim olması, dünyanın dört bir yanında süren açlık ve sefaletin son bulması, ülkelere sözde demokrasi getirmek bahanesiyle, masum insanların oluk oluk kanlarının akmasına sebep olanların ve ellerindeki gücü zulme çevirenlerin kahrolması; tüm insanlığın maddi ve manevi manada kurtuluşuna vesile olması, ayrıca bu vatanın bekası için mücadele veren başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve tüm şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyor, Ramazan ayınızı tebrik ediyor, sağlık ve esenlikler diliyorum.

Necati ALSANCAK
Türk İmar-Sen Genel Başkanı 

 
ALMANYA BÜYÜKELÇİLİĞİ YUMURTALARLA PROTESTO EDİLDİ PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Cuma, 03 Haziran 2016 13:17

Türkiye Kamu-Sen ve bağlı sendikalarımız Alman Federal Meclisinde görüşülen, “1915 olayları ve sözde soykırım” teklifinin kabulünü Alman Büyükelçiliği önüne siyah çelenk bırakarak protesto etti.

Bazı vatandaşlar ellerindeki yumurtaları Büyükelçilik binasına fırlatarak tepkilerini dile getirdi.

Alman Büyükelçiliği önünde Genel Başkanımız İsmail Koncuk öncülüğünde toplanan sendikalarımızın Genel Başkanları, Genel Merkez Yöneticilerimiz, Şube Başkanlarımız, üyelerimiz ve çok sayıda vatandaş ellerinde taşıdıkları dövizler ve attıkları sloganlarla Almanya’yı protesto ettiler.

KONCUK: BU MİLLETİN UTANILACAK BİR SUÇ İŞLEMEDİĞİNİ ALMANYA’DA DAHİL TÜM DÜNYA BİLMEKTEDİR

Protesto eyleminde bir basın açıklaması yapan Genel Başkanımız İsmail Koncuk, Türkiye üzerinde oynanan oyunlara dikkat çekti. Koncuk,  “Yıllardan beri ülkemiz üzerine oynanan oyunları ve ülkemizin karşı karşıya bulunduğu tehlikeleri yetkililere ve kamuoyuna anlatmaya çalışmakta, bazı ülkelerin ve bazı çevrelerin devletimize ve milletimize karşı art niyetli olduklarını söylemekteyiz.

Ne yazık ki, bizlerin bu uyarıları çoğu zaman kulak arkası edilmekte, hatta bazı çevreler bizleri ve bizim gibi düşünenleri paranoyak olmakla suçlamaktadırlar. Ancak her geçen an bizlerin ne derece haklı olduğunu ortaya koyacak gelişmelere sahne olmaktadır. Son birkaç yıl içinde yaşadıklarımız, ülkemizin nasıl bir şer ittifakının hedefinde olduğunu bütün açıklığıyla ortaya çıkmaktadır.

Bazı gerçekler vardır ki, doğanın kanunudur. Değiştiremezsiniz. Birçok Avrupa ülkesinin Türk Milleti’ne karşı önyargılı olduğu ve her fırsatta milletimizi küçük düşürmeye, köşeye sıkıştırmaya, bölmeye ve yok etmeye çalıştığı da değişmez bir gerçektir. Bizler bu gerçeği ne kadar görmezden gelirsek gelelim, ne kadar dostluk elimizi tüm samimiyetimizle uzatırsak uzatalım, bu ülkelerin Türklere karşı olan tavırları asla değişmemektedir.  Bu ülkelerin dost gibi görünen yüzüne inanırsak her zaman zarar göreceğimiz bir kez daha ispat edilmiştir.

Bildiğiniz gibi Almanya geçtiğimiz gün Ermeni soykırımını tanıyan bir tasarıyı onaylamıştır. Üstelik bu tasarıda yalnızca Ermenilere değil Asuri ve Keldanilere de soykırım uyguladığımız iddia edilmektedir.    Yıllardır dost ve müttefik olarak tanımladığımız bir ülkenin tarihi gerçekleri hiçe sayarak tarihçilerin karar vermesi gereken bir konuya siyasi bir yaklaşım göstermesi kabul edilemez bir durumdur. Türkiye Kamu-Sen olarak Alman parlamentosunun aldığı bu kararı şiddetle kınıyoruz.  Kendilerini tarihçilerin yerine koyarak yalanlarla dolu olduğu her şekilde ispatlanmış olan bu olayları bir millete mâl etmeye kalkışmak tam anlamıyla bir hezeyandır.

Her fırsatta düşünce ve ifade özgürlüğünden bahseden; yıllardır Türkiye’de askere, sivile, beşikteki bebeğe kurşun sıkan bölücü örgüt mensuplarını dahi himaye etmekten geri kalmayanların, şimdi Türkleri soykırım yapmakla suçlamaları aslında insanlık adına geldiğimiz noktanın içler acısı halini ortaya koymaktadır.  Ülkemize karşı uygulanan çifte standartlar dün yaşandığı gibi bugün de yaşanıyor ve yarın da yaşanacaktır. Avrupa, modern olduğunu, insana, insanlığa saygılı olduğunu asırlardır anlatmaktadır ama konu ülkemiz ve vatandaşlarımız olunca her nedense tarihe, kanıtlara, dayanaklara bakmadan yargıda bulunmakta ve sistemlerini acımasızca çalıştırmaktadırlar.

Türk Milleti, ezelden beri bütün ihtişamı ile gelmiş geçmiş tüm bireylerinin gurur duyduğu şanlı bir tarihe sahiptir. Bu milletin ne tarihinde ne de bugün, utanılacak hiçbir insanlık suçu işlemediğini Almanya da en az bizim kadar iyi bilmektedirler. Biz şanlı ve temiz tarihimizle gurur duyuyoruz” dedi.

KONCUK: KENDİ YAPTIKLARI ZULÜM VE SOYKIRIMLAR TARİHTE KARA BİR LEKE OLARAK DURMAKTADIR

“Bu ülkelerin yaptığı zulüm, işkence ve soykırımlar insanlık tarihinde kara bir leke olarak durmaktayken, gerçekte olmamış bir olayı, sırf siyasi nedenlerden dolayı olmuş gibi göstermek, bu milletlerin, tarih önünde kendilerini temize çıkarma ve kirli tarihlerini unutturma çabasından başka bir şey değildir” diyen Genel Başkan İsmail Koncuk, “Bu yasa Almanya gündemine geldiğinden beri yetkililerin hiçbir girişimde bulunmamış olmaları da ayrıca eleştirilecek bir durumdur” dedi. Koncuk, “Sözde Ermeni soykırımını tanıyan bu yasayı yok hükmünde sayıyor, savaş ortamında iki toplumun karşılıklı çatışmasını soykırım olarak niteleyen anlayışı şiddetle reddediyoruz.

Dünyadaki tarihçilerin büyük çoğunluğunun da çeşitli kereler ifade ettiği gibi tarihin, bir parlamentonun politik oylarıyla ve Ermeni diasporasının girişimleriyle değiştirilemeyeceği açıktır. İnsanlık, soykırımı Almanlardan öğrenmiş,  bu terim dünya literatürüne Almanların uyguladığı katliamlar neticesinde girmiştir.

Eğer Almanya, tarihte bir yerlerde bir soykırım arıyorsa, Yahudiler başta olmak üzere Sintiler, Romanlar, Yenişlere, II. Dünya Savaşı sırasında esir aldıkları askerlere, Lehlere ve diğer Slavlara yaptıklarına baksın.  Eğer Almanya bir soykırım izi arıyorsa, toplama kamplarında, gazlama kamyonlarında, öldürme fabrikalarında, kobay olarak kullanılan, vücutlarına petrol şırınga edilen, basınç odalarında işkence gören, fırınlarda yakılan 17 milyon masum insana baksın.  Soykırımın babası olan Almanya, kendisine suç ortağı aramaktan vazgeçsin.

Buradan Almanya’ya diyoruz ki; bu tip suni ve politik gündemler yaratarak, gerçeklere aykırı kanunlar çıkartarak, ne gerçekleri ne de tarihi değiştirebilirsiniz. Türk milleti bu haksızlığın hesabını mutlaka sorar. Pek çok uluslararası tarihçinin de önceden belirttiği gibi savaş trajedisinde o dönemlerde 523 bin Türk ve Müslüman insan hayatını kaybetmiştir.  1915’deki Hristiyan-Ermenilerini anarken, I. Dünya Savaşının sonunda işgalci ordularla işbirliği yapan Ermeni kuvvetlerince katledilmiş 523 bin Türk ve Müslüman insanı hiç bahsetmeden yok saymayı ikiyüzlülük ve insanlık ayıbı olarak görüyoruz. 

Ne Uluslararası Adalet Divanı ne de diğer yetkili mahkemeler, Türkleri bu şekilde suçlayamaz.  Yetkili bir mahkemenin kararı olmadan bir suçun, bir millete, bir gruba veya şahsa mâl edilmesinin adı yalandır, iftiradır.

Ülkemize ve milletimize insanlık dersi vermeye kalkanların ve sözde Ermeni soykırımı hakkında aleyhimizde karar alan ülkelerin, ellerindeki soykırım kanı daha kurumamıştır.  Bu ülkelerin gerçek yüzünü görmek için öyle geçmişe de gitmeye gerek yoktur.  Ülkelerin yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürmek için körükledikleri çatışmalardan kaçan masum sığınmacılara karşı takındıkları tutum bile bize insanlık dersi vermeye kalkanların insanlık anlayışını ortaya koymaya yeter de artar bile.  

Bu ülkelerin yaptığı zulüm, işkence ve soykırımlar insanlık tarihinde kara bir leke olarak durmaktayken, gerçekte olmamış bir olayı, sırf siyasi nedenlerden dolayı olmuş gibi göstermek, bu milletlerin, tarih önünde kendilerini temize çıkarma ve kirli tarihlerini unutturma çabasından başka bir şey değildir. Bu milletlerin tarihinde engizisyon mahkemeleri vardır.  Kendi düşüncesinde olmayanları yakmak vardır.

Dünya dönüyor dediği için insanları hapsetmek vardır. Bu milletlerin tarihlerinde gerçekleri değiştiremedikleri zaman, gerçekleri söyleyenleri yok etmek vardır.  Bugün de; değiştiremeyecekleri bir tarihi gerçek karşılarında durmaktadır: Türkler asla Ermenilere soykırım yapmamışlardır.

Her fırsatta, bilime ve gerçeklere dayalı yaşamaktan dem vuran demokrasi havarileri, bugün yine asıllarına dönmüşler ve bir yılan gibi milletimizi sokmak istemektedirler.  Bu nedenle bizlerin tetikte olması ve yetkililerin zamanında tedbir alması gerekmekteydi.  Bu yasa Almanya gündemine geldiğinden beri yetkililerin hiçbir girişimde bulunmamış olmaları da ayrıca eleştirilecek bir durumdur.

Bugün, ülkemiz içindeki işbirlikçi birtakım sözüm ona aydınlardan da cesaret alarak bizim hakkımızda asılsız politik kararları Avrupa ve dünya siyasetine sokmaya çalışanlar, Azerbaycan’da, Hocalı’da Ermenilerce ve Cezayir’de Fransızlarca yapılan soykırımları neden görmüyorlar?   Bu katliamlar, Ortaçağ'ın karanlık zihniyetiyle değil 20. yüzyılın yani modern çağın felsefesiyle, insan hakları, uluslararası hukuk gibi kavramların bütün dünya kamuoyunun literatürüne girdiği bir dönemde gerçekleştirilmiştir.

Bu zihniyet; nasıl ki aldığı mahkeme kararı ile dünyanın döndüğü gerçeğini gizleyemediyse, Türklerin Ermenilere soykırım yapmadığı gerçeğini de gizleyemeyecektir. Almanya’nın bu kararı, iki ülke ilişkilerinde onarılamaz yaralar açacaktır.  Almanya’nın tarihle yüzleşmek gibi bir derdi varsa önce Bosna’da, Cezayir’de, Afrika’da yaşanan katliamlarla, hatta kendi kanlı tarihiyle yüzleşmesi ve elindeki kanı temizlemesi gerekiyor.

Bilinsin ki dünya üzerinde Türk’e insanlık dersi vermek, değil Almanya’nın, hiçbir milletin haddine değildir.  Türk milleti soykırım yalanına kurban edilemez. Bize böyle bir iftirayı reva görenlere karşı sessiz kalmamız düşünülemez. Bu noktada devlet olarak, derhal Almanya’ya karşı yaptırımlar uygulanmalıdır. Etrafımızdaki ihanet çemberi giderek daralmakta, ülkemize yeni ve açık bir Haçlı saldırısı bütün şiddetiyle başlamış bulunmaktadır.

Almanya ile ilişkilerin artık ekonomik boyutunun düşünülmesi zamanı çoktan geçmiştir.  Bu bakımdan bütün ihalelerden Alman şirketlerin çıkarılması bir başlangıç olarak kabul edilebilir.   Türkiye Kamu-Sen olarak devletimizi, halkımızı, tüm sivil toplum kuruluşlarımızı ve özellikle de üniversitelerimizi de Batının çirkin yüzüne ayna tutmak adına, Türk düşmanlığı konusunu iç ve dış kamuoyunun gündemine taşımaya ve en kısa zamanda, uzun soluklu bir kampanya başlatmaya davet ediyoruz.

Almanya’nın bu alçak ve haddini aşan girişimlerden derhal vazgeçmesini ve Türk milletinden, tarih önünde özür dilemesini istiyoruz.  Bir kez daha ve güçlü bir şekilde tarihimizle gurur duyduğumuzu haykırıyor, “Türk milletinin tarihinde soykırım gibi bir insanlık suçu yoktur” diyoruz.

  Ne Mutlu Türküm Diyene!” diyerek sözlerini noktaladı.

Genel Başkanımız İsmail Koncuk’un açıklamasının ardından Alman Büyükelçiliği giriş kapısı önüne siyah bir çelenk bırakıldı. Vatandaşlar ellerinde bulunan yumurtaları da Büyükelçilik binasına atarak Alman Meclisinin aldığı bu kararı protesto ettiler.

 
TARİHİ KARA LEKELERLE DOLU OLANLAR BİZLERİ SOYKIRIMLA SUÇLAYAMAZ! PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Perşembe, 02 Haziran 2016 00:00


Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Alman Parlamentosunun kabul ettiği 1915 olayları ve sözde soykırım tasarısına ilişkin bir kınama mesajı yayınladı.

Genel Başkan İsmail Koncuk mesajındaşunları kaydetti;

“Alman Federal Meclisi günlerdir tartışılan  1915 tehcir olayları çerçevesinde sözde soykırım tasarısını bugün yapılan oylamada kabul etmiştir.

Türkiye Kamu-Sen olarak Alman parlamentosunun aldığı bu kararı şiddetle kınıyoruz. Kendilerini tarihçilerin yerine koyarak yalanlarla dolu olduğu her şekilde ispatlanmış olan bu olayları bir millete mâl etmeye kalkışmak tam anlamıyla bir hezeyandır.

Ayrıca tarihi kara lekelerle dolu olan, Avrupa’nın göbeğinde milyonlarca insanı gaz odalarında katleden bir milletin bugün, böyle bir karar imza atması ve bizleri soykırımcı olarak nitelemesi tirajikomiktir.

Kaldı ki, dünyada onlarca parlamento kendisini hukukun da üzerine koyarak sözde soykırım kararını onaylarken, uluslararası anlamda yetkinliği olan hiçbir mahkeme bugüne dek Türkiye’de hiçbir gerçek kişiyi soykırım suçlusu ilan edememiştir.

Sadece tarihçilerin ve mahkemelerin karar vereceği bir konuda siyasilerin bu yönde attığı adımlar iki  ülke ilişkilerine zarar verecektir. Özellikle Almanya’da yaşayan üç milyon Türk vatandaşını da derinden yaralayacaktır.

20. yüzyılın başlarında Avrupa’yı kan gölüne çeviren, milyonlarca insanı insafsızca ve vicdansızca katleden bir ülkenin bugün böyle bir karar alma cüretini göstermiş olmasını şiddetle kınıyor, yapılan bu yanlıştan geri dönülmesi gerektiğinin altını bir kez daha çiziyoruz”

 
Sigorta ve kontrollük fonu bedellerinin İller Bankası çalışanlarına ödenmesi İle İlgili Hukuki Mücadelemiz Hakkında Bilgilendirme PDF Yazdır E-posta
Yazar Editör   
Çarşamba, 01 Haziran 2016 09:06


Türk İmar-Sen olarak çalışanların hakkın için verdiğimiz mücadeleyi hız kesmeden sürdürüyoruz. Mücadelemiz ile ilgili gerektiği zamanlarda da bilgi paylaşımları yapmaya özen gösteriyoruz.

Bu çerçevede Sigorta ve kontrollük fonu bedellerinin İller Bankası çalışanlarına ödenmesi amacıyla yapmış olduğumuz hukuki mücadelenin sürdüğünü belirtmek isteriz.

 Ankara 28. İş mahkemesine açmış olduğumuz davada mahkeme bilirkişi raporunun henüz gelmemesi neden ile duruşmayı 29 Eylül 2016 tarihine ertelemiştir.

Haklı davamızda sonuna kadar mücadeleye devam edeceğiz. Çalışanın emeğinin ve alın terinin çalışanlara verilmesi noktasında sürdürdüğümüz girişimleri kararlılıkla takip edecek ve asla zerre kadar bile taviz vermeyeceğiz. 

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 13